Translate

28 Aralık 2007 Cuma

MorEl Etkinlikleri

Düş Gezginleri
Film Gösterimi*

Hep beraber Atıf Yılmaz'ın başyapıtı "Düş Gezginleri" filmini izliyor sonrasında sohbet ediyoruz, etkinliğe herkes davetlidir!

Sohbet konusu:

Ötekinin Ötekisi: Biseksüellik
Hem eşcinseller bifobik hem de karşıcinseller, peki neden?
Biseksüellik nedir, ne değildir?
Gösterimin ardından film üzerine sohbet ederken önyargılarımızı da konuşuyoruz…

Ne zaman:
6 Ocak 2008 - Pazar

Saat Kaçta:
18:00


Etkinliğe katılmak istiyorsanız bize ulaşın:



*Düş Gezginleri (1992)

Yönetmen: Atıf Yılmaz
Türü: Drama
Oyuncular: Lale Mansur, Deniz Türkali, Meral Oğuz,
Nilüfer Aydan, Yaman Okay, Serma Çeyrekbaşı, Selçuk Özer
Süre: 110'

1994'de Torino Gay ve Lezbiyen Film Festivali' ne katılan ''Düş Gezginleri'' uluslararası bir ''Eşcinsel film şenliği'' ne katılan, ilk Türk filmi olma özelliğine sahip.

1992 yılı yapımı, Atıf Yılmaz' ın yönettiği filmde; Lale Mansur ve Meral Oğuz başrolü paylaşıyor.

Doksanlı yılların en çok ses getiren filmlerinden. Osman Çallı' nın aynı adlı romanından, Atıf Yılmaz' ın senaryolaştırdığı filmde; farklı sosyo- ekonomik koşullarda yaşayan iki kadının, kesişen yolları anlatılır.

Topluma göre aykırı kabul edilen kadın eşcinselliği; iki kadının ilişki yaşadığı süreç içinde gelişim gösterir. Cinsel kimlik içinde, sorgulamanın hangi yöne doğru ilerlemesinin bilinmediği; kararsızlığın insan hayatına etkisi açık bir şekilde gözler önüne serilir.

Filmde: Kocasından ayrılmış dul bir kadın doktorla, bir genelev sermayesinin dostlukla başlayıp; aşka dönüşen ilişkisi anlatılır.

"Bir kasabaya gelen Doktor Nilgün, hayat kadınlarının sağlık kontrolünü yaptığı bir genelevde; yıllardır karşılaşmadığı yeni adı Anjelik olan, çocukluk arkadaşı Havva ile karşılaşır. İki eski arkadaş, sık sık görüşmeye başlarlar. İki kadının bu birlikteliği, tutucu kasaba çevresinde dedikodulara yol açar.

Dostlukları yavaş yavaş tutkuya dönüşen iki kadın; çevre baskısından uzaklaşmak için, birlikte İstanbul' a giderler. Burada ilişkileri gelişir ve yoğunlaşır. Taşrada birbirine bağlanan, birbirine destek olan ve sığınan iki kadın; büyük şehrin ikiyüzlü yaşamı, sorunlu hayat meseleleri karşısında boğulurlar. Kıskançlıklar, ihanetler, ayrılıklar içinde; tutku ve acı dolu bir ilişki yaşamaya başlarlar."

Sadece lezbiyenliği anlatan bir film değil, "Düş Gezginleri". Eşcinsel bir aşkın merkezinde, insanı sorguluyor. Atıf Yılmaz; bilhassa da kadını.

Kadının toplum içinde nasıl yaşaması gerektiğini.
Yaşamaya çalışırken, karşılaştıkları zorlukları.
Cinselliğine ait yükü taşıyamamanın, eziyet dolu sıkıntısını.

Boşanmışlığın, kadın üzerindeki baskısını. Taşrada kadın olmakla, şehirde kadın olmanın farklılıklarını. Kendi seksüel isteklerininin farkında olamadığının, karmaşasını...

Bütün bu meselelerin cevaplarını aramaya çalışırken; karşımıza çıkanlar; kayıtsızlık, gevşeklik ve sinsi düşüncelerin eksenindeki insanlardır. Namusluluk anlayışı altında, her türlü namussuzluğu yapan ve gizlilik içinde olmaya çalışan zihniyetler; ikiyüzlü keyiflerle birlikte, mutlu mutlu yaşarlar. Kurallarına göre oyunların oynandığı ve uyanların kazandığı, sahte bir cennet yaşantısı serilir gözler önüne. Her türlü ilişki, çıkarlara göre şekillenir. Bir yerden kurtulmaya çalışılırken, başka bir ağın içine düşmek kaçınılmaz son haline gelir.

"Düş Gezginleri" çeşitli yarışmalarda ödüller kazanan, anlatmak istedikleriyle başarılı olan bir çalışma. Sadece iki kadının sevişme sahnesi süresine indirilemeyecek kadar, derin bir bakış açısı var filmde.

Günümüzde, hala kadın sorunlarıyla boğuşan insan nesli; sanat dallarını kullanarak, bu sorunlarını aşma endişesini yaşamaya devam ediyor.
Sıra beyinlerde!

21 Aralık 2007 Cuma

İzmir Travesti ve Transeksüel İnsiyatifi'nden Basın Açıklamasına Çağrı!

6 Aralık'ta İzmir'de "dur" uyarısına uymadığı iddia edilen otomobilde polis tarafından silahla yaralanma olayı ile ilgili olarak İzmir Travesti ve Transeksüel İnsiyatifi 26 Aralık günü İzmir'de yapacakları basın açıklamasına insan haklarına duyarlı herkesi ve her sivil toplum örgütünü davet ediyor. Çağrı metni şöyle;

Biz İzmirli travesti ve transeksüeller, yıllarca, kamusal ve özel alanda, psikolojik ve fiziksel şiddete, polis tarafından kötü muameleye, işkenceye, sözlü hakarete maruz kaldık, örgütlenemedik, sesimizi kimseye duyuramadık. 6 Aralık’ta bir arkadaşımızın, karşı koymamasına rağmen polis tarafından silahla vurulması artık bizler için son damla oldu. Bizlere yapılan eziyetleri, bütün İzmir’in ve Türkiye’nin duymasını istiyoruz. 26 Aralık Çarşamba günü, saat 16.00 da Alsancak’taki, Konak Kültür Merkezi önünde (Kıbrıs Şehitleri Caddesi) , insan haklarına duyarlı herkesi ve her sivil toplum örgütünü, bizlere destek olmaya davet ediyoruz.

İzmir Travesti ve Transeksüel İnsiyatifi

10 Aralık 2007 Pazartesi

Eskişehir’den ‘‘Herkes Farklı, Herkes Eşit’’ Sesi Yükseldi!

MorEl’in 59. İnsan Hakları Günü nedeniyle düzenlediği etkinlikler bugün sona erdi.

9 Aralık Pazar günü Adımlar Kitabevi’nde Pembe Hayat LGBTT Derneği Tiyatrosunun ‘‘Pembe/Gri’’ adlı oyununun videosu ve insan hakları temalı ‘‘Uğur Kaymazlar Hakkında’’ kısa filmi izlendi. Gösterimlerin ardından Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Buse Kılıçkaya, Kaos GL derneği’nden Umut Güner ve Semih Varol’la LGBTT bireylerin maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri üzerinden ayrımcılıkla nasıl mücadele edileceği ve örgütlenmenin gerekliliği hakkında bir söyleşi gerçekleştirildi.

10 Aralık Pazartesi günü Anadolu Üniversitesi’nde ‘‘Her Rengiyle İnsan Hakları’’ Paneli, Eskişehir Barosu Çocuk Hakları İzleme Komisyonu Başkanı Avukat Mürüvvet BEYAZ, Eskişehir Barosu Kadın Hakları İzleme Komisyonu Genel Sekreteri Avukat Heval YILDIZ, Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Hatice YEŞİLDAL, Uluslararası Af Örgütü LGBT Koordinatörü Umut GÜNER ve İnsan Hakları Derneği Eskişehir Temsilcisi Nurettin ALDEMİR’in katılımıyla gerçekleştirildi.

İlk olarak Avukat Mürüvvet BEYAZ’ın genel olarak uluslararası mevzuatta çocuk haklarının bugünkü durumu ve şuça itilmiş çocuklarla gerçekleştirdikleri uygulamalar hakkında bilgi vermesiyle başlayan panel, Avukat Heval YILDIZ’ın kadınların mücadelesiyle başarı ve başarısızlıkla sonuçlanan anayasal değişiklikler hakkında bilgiler vermesiyle devam etti. Yard. Doç. Dr. Hatice YEŞİLDAL, Birleşmiş Milletler(BM)'in Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi(CEDAW) hakkında panel katılımcılarını bilgilendirirken bugüne kadar hazırlanan gölge raporlarla kadınların hükümetler üzerinde baskı mekanizmaları kurabildiğini ve bu yolla önemli kazanımlar elde edildiğini belirtti.

Umut Güner ise sözlerine başlarken tıpkı çocuk haklarında ve kadın haklarında olduğu gibi eşcinsel hakları konusunda da bir sözleşme üzerinden konuşmaya başlamış olmayı arzu ettiğini ancak BM veya benzeri bir yapılanmanın bugüne kadar eşcinsellerin hakları için hazırladığı herhangi sözleşme, bildiri v.b bir uygulamanın olmadığını dile getirdi. BM'nin yayınlamaya çalıştığı bir bildirinin ise yıllardır çeşitli uluslararası politik kaygılarla kabul edilemediğini belirtti. Hakların bir bütün olarak algılanması gerektiğini belirten Güner, eşcinsel hakları denildiğinde en temel hak ve özgürlüklerle birlikte kadın, çocuk, engelli eşcinsellerin haklarının da bir bütün dahilinde tüm bu haklarla birlikte değerlendirilmesi gerekliliğinin altını çizdi.

Son olarak söz alan Nurettin ALDEMİR ise genel hatlarıyla insan haklarından, Türkiye’de insan hakları alanında çalışan örgütlerden bahsederek temel hak ve özgürlüklerin toplumun her kesimi için geçerli olması gerektiğini vurguladı ve etnik, dinsel, cinsel ayrımcılıklarla ilgili örnekler vererek konuşmasını tamamladı. Yaklaşık 2 saat süren panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Ayrımcılığa, İnsan Hakları İhlallerine SON!

Basına ve Kamuoyuna;

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabulünün 59. yıldönümü olan bu gün, yüzyıllar boyunca süren bir mücadelenin sonucunda, insanların doğuştan ve eşit bir biçimde sahip oldukları hakları ifade eden uluslararası bir belgenin kabul edilişinin kutlandığı, insanlık tarihinin önemli bir kilometre taşıdır.

Birleşmiş Milletler Kurucu Antlaşması’nda önemli bir yer tutan insan hakları, 10 Aralık 1948 tarihinde “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ile özel bir düzenlemeye konu olmuştur. BM Genel Kurulu’nun kabul ettiği Beyanname, ülkemiz tarafından da 6 Nisan 1949’da onaylanmıştır. Bu düzenlemenin, insan haklarının güvence altına alınması, geliştirilmesi, bu konuda tüm dünyada insanların bilgilendirilmesi ve insan hakları bilincinin yaygınlaştırılması açısından anlam ve öneminin dünya kamuoyunca paylaşılması amacıyla, 10 Aralık, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, tüm dünya devletleri tarafından ortak değerler olarak kabul edilen insan hakları ilkelerini yansıtmaktadır. Beyanname, tüm insanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğunu ilan etmektedir. Buna göre herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, doğuş, tabiiyet, servet ya da benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu beyannamede ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde istifade eder.


Bir kişinin cinsel yöneliminin ve cinsiyet kimliğinin farklılığı nedeniyle olağandan farklı bir muameleye tabi tutulması anlamında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayırımcılığı Türkiye hukukunda, bu alanda etkinlik gösteren örgütler olarak konuyu gündeme getirmemiz üzerine son birkaç yıldır tartışılmaya başlanmıştır. Tartışmanın taraflarını, eşcinsel haklarını savunan örgütler, dar bir akademik çevre ve eşcinsel hareketin gelişimine paralel olarak ortaya çıkan yargılamalar nedeniyle yargı organları oluşturmaktadır. Yasama organı, yürütme organı, sendikalar ve diğer demokratik kitle örgütleri, ısrarla tartışmanın tarafı olmaktan kaçınmaktadırlar.

1982 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, eşcinsellik veya cinsel yönelim konusunda olumlu ya da olumsuz bir düzenleme bulunmamaktadır. Eşitliğe ilişkin genel düzenleyici hüküm 10. maddede düzenlenmiştir. Anayasanın Kanun Önünde Eşitlik başlıklı 10. Maddesine göre:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

Madde metnine bakıldığında, “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep” gibi ayırımcılık sebeplerine açıkça yer verildiği halde “cinsel yönelim” ve ‘’cinsiyet kimliği’’ olgusuna yer verilmemektedir. Ancak madde metninde belirtilen “…ve benzeri sebeplerle” ibaresi geniş yorumlanarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayırımcılığı da bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi gerekirken bugüne kadar bu madde eşcinsellerin maruz kaldıkları ayrımcılıklar için hiçbir zaman uygulanmamıştır.

22 Mart 2007 seçimlerinden sonra hükümet tarafından gündeme getirilen ve kamuoyunda değişik kesimlerce tartışılan “Yeni Anayasa” sürecinde, lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel (LGBTT) örgütleri olarak ‘‘biz de varız!’’ diyerek ülke düzeyinde LGBTT hakları hareketinin etkisini artırmak ve LGBTT örgütleri olarak birlikte hareket edebilmek amacıyla, Anayasa LGBTT Komisyonu’nu oluşturduk. Anayasa LGBTT Komisyonu olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tüm vatandaşların haklarını koruyan ve tüm ayrımcılıkları önleyici maddeleri içerecek şekilde Anayasa’nın “kanunlar önünde eşitlik”i düzenleyen 10. maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibarelerinin eklenmesini talep ettik; ancak hükümetin cevabının olumsuz olduğu, Hürriyet Gazetesi’nden Bülent Sarıoğlu’nun 20 Ekim 2007 tarihli haberinden anlaşılmaktadır. Hükümeti temsilen Anayasa Komisyonu üyesi sıfatıyla Dengir Mir Fırat ve Burhan Kuzu’nun verdiği beyanlar, önümüzdeki “yüz yıl” içerisinde bir değişiklik olmayacağı izlenimini vermektedir. Dengir Mir Fırat, gazeteye verdiği demeçte;

“21. yüzyılın anayasasında biraz zor, belki 22. yüzyılda olur. Biz, üçüncü kuşak haklar dediğimiz çevre gibi konulara taslakta yer verdik. Ama bu dördüncü kuşak özgürlüklere giriyor. Böyle bir özgürlüğü düşünmedik, zannetmiyorum kabul görsün. AB Anayasası da daha yok zaten. Avrupa’da da bunda bir mutabakat sağlanmadı. Toplumun bunları daha çok tartışması lazım”
diyerek hükümetin yaklaşımını özetlemiştir.

Bugün Dünya İnsan Hakları Günü’nde de LGBTT bireylerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı nedeniyle işlerinden çıkartılmaları, özel ve kamusal alanda psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmaları, sosyal alandan tamamen dışlanmaları ve en temel hak olan yaşama hakkına yönelik saldırılara maruz kalmaları devam etmektedir.

Bu nedenlerle, LGBTT bireylerin daha fazla insan hakları ihlallerine maruz kalmamaları için hükümet tarafından gerekli her türlü adım atılmalıdır! Hazırlanacak yeni anayasanın ayrımcılığı tanımlayan 10. maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibareleri eklenmelidir!

Anayasa LGBTT Komisyonu*

Anayasa LGBTT Komisyonu Sekretaryası

Ankara
Kaos GL Derneği

İstanbul
Lambdaistanbul LGBTT Derneği


*Anayasa LGBTT Komisyonu
Antalya Gökkuşağı Eşcinsel Oluşumu
Kaos GL Derneği
Kaos GL İzmir
KAOSİST Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi
Lambdaistanbul LGBTT Derneği
MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu
Pembe Hayat LGBTT Derneği

7 Aralık 2007 Cuma

9-10 Aralık MorEl Etkinlikleri!


9 Aralık 2007/Pazar/19:00
Adımlar Kitabevi'nde
Kısa Film Seçkisi Gösterimi&Söyleşi


10 Aralık 2007/Pazartesi/12:00-14:00
Anadolu Üniversitesi'nde
''Her Rengiyle İnsan Hakları'' Paneli

......

9 Aralık 2007
Kısa Film Seçkisi Gösterimi&Söyleşi


Konuklar:
Buse Kılıçkaya- Pembe Hayat LGBTT Derneği
Semih Varol- Kaos GL Derneği
Umut Güner- Kaos GL Derneği


Hep beraber LGBTT temalı kısa filmleri izliyor sonrasında konuklarımızla keyifli bir söyleşi gerçekleştiriyoruz, etkinliğe herkes davetlidir!

Ne zaman:
9 Aralık 2007 - Pazar

Saat Kaçta:
19:00

Nerede:
Adımlar Kitabevi
Doktorlar Caddesi. Akbank aralığı


Etkinliğe katılmak için bize ulaşın:
morel.eskisehir@gmail.com

-------

10 Aralık 2007
''Her Rengiyle İnsan Hakları'' Paneli


Katılımcılar:

Avukat Heval YILDIZ (Eskişehir Barosu Kadın Hakları İzleme Komisyonu Genel Sekreteri)
Nurettin ALDEMİR (İnsan Hakları Derneği Eskişehir Temsilcisi)
Yard. Doç. Dr. Hatice YEŞİLDAL (Anadolu Üni. Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi)
Umut GÜNER (Uluslararası Af Örgütü LGBT Koordinatörü)
Avukat Mürüvvet BEYAZ (Eskişehir Barosu Çocuk Hakları İzleme Komisyonu Başkanı)


Panel içeriği:
10 Aralık 2007, 59. İnsan Hakları günü sebebiyle düzenlenen panelde, ulusal ve uluslararası mevzuatta insan haklarının bugünkü durumundan bahsedilecek ve genel hatlarıyla insan hakları, kadın hakları, eşcinsel hakları, çocuk hakları konuları konuşulacaktır.
Not: Her konuşmacı için konuşma süresi yaklaşık 20 dakika olup, konuşmacıların anlatımından sonra soru-cevap bölümüne geçilecektir.

Nerede:
Anadolu Üniversitesi
İletişim Bilimleri Fakültesi Mavi Salon


Tarih & Saat:
10 Aralık 2007 Pazartesi
12.00–14.00

27 Kasım 2007 Salı

MorEl Etkinlikleri Sürüyor!

Lola ve Bilidikid
Film Gösterimi*

Hepberaber film izliyor sonrasında sohbet ediyoruz,
gösterime herkes davetlidir:)

Ne zaman:
30 Kasım 2007 - Cuma
Saat:
19:00

Etkinliğe katılmak istiyorsanız bize ulaşın:
morel.eskisehir@gmail.com


*Lola ve Bilidikid
Tür : Dram
Yönetmen : Kutluğ Ataman
Senaryo : Kutluğ Ataman
Görüntü Yönetmeni : Chris Squires
Müzik : Arpad Bondy
Yapım : 1998, Türkiye / Almanya Süre: 93 dk.

Murat 17 yaşında Berlin`de doğup büyümüş bir Türk gencidir. Murat`ın ailesinde en çok sözü geçen kişi Murat`ın ağabeyi Osman`dır. Murat yıllar önce evden kovulmuş bir abisi olduğunu öğrenir. Berlin`in karanlık sokaklarında onu aramaya başlar. Sonunda onu bulduğunda hiç beklemediği bir sürprizle karşılaşır...

25 Kasım 2007 Pazar

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SON!

Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü dolayısıyla Eskişehir Demokratik Kadın Platformu(DKP) bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Eskişehir’de 17 Kasım’da başlatılan ''Kadına Yönelik Şiddete Son!'' kampanyası kapsamında gerçekleştirilen basın açıklamasında, kadınlara yönelik şiddetin evrensel olmakla birlikte birçok kadının etnik kökeni, sınıfı, cinsiyeti, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği ya da HIV statüsü nedeniyle de hedef seçildiği belirtildi. DKP yaptığı basın açıklamasıyla ayrıca kadınların taleplerini de dile getirdi. Basın açıklamasının tamamı şöyle;

BASINA VE KAMUOYUNA;

Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü. Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Mirabel kız kardeşlerin katledilişlerinin yıldönümü.

Kadına yönelik şiddet dünyanın tüm toplumlarında yaygın olarak rastlanan bir şiddet türü. Kadınlara yönelik şiddet evrensel olmakla birlikte birçok kadın etnik kökeni, sınıfı, cinsiyeti, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği ya da HIV statüsü nedeniyle de hedef seçiliyor. Irak’ta bombalar altında bir kadın ve çocuk ölüyor. Onlarca polis karakolunun işkencehanelerinde kadınlara işkence yapılıyor. Doğumdan ölüme kadar, savaş zamanında olduğu kadar barış zamanında da biz kadınlar; devlet, toplum ve ailelerimizin ellerinde şiddet ve ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Dünyanın neresinde olursak olalım biz kadınlar şiddetin her türüyle de karşı karşıyayız.

Ülkemizde kadına yönelik şiddet, 1yıl içinde bir önceki yıla göre %76 oranında artmıştır.

Aile içi şiddet ve namus cinayetleri artarak devam ediyor!

Her gün gazetelerin 3.sayfalarında okuyoruz onları. Kurşunlanan, boğulan, bıçaklanan, burnu kesilen, tırnakları çekilen, recm edilen, intihar ettirilen, namus uğruna katledilen kadınlar. Gündem ne olursa olsun değişmeyen gözlerine siyah bant çekilmiş kadın yüzleri.

Yeni anayasa düzenlemeleri, kadınların mücadelesi sonucu kazanılan hakların gerisine düşerek cinsiyetçi bakış açısını toplumun her kesiminde daha da fazla hakim kılmaya çalışıyor.

Lambdaistanbul lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel dayanışma derneği hukuka ve ahlaka aykırı olma gerekçesiyle kapatılmaya çalışılıyor. Var oluş üzerinden bir tanımlama ahlaka ve hukuka aykırı olamaz. Demokratik ülkelerde her grup sesini duyurabilmek için örgütlenme hakkına sahiptir. Örgütlenme hakkı engellenemez. Ayrıca toplumun her kesiminde var olan homofobi ve transfobi devlet ve medya tarafından yaygınlaştırılarak nefret cinayetleri arttırılıyor.

Kamu personel yasası ve sosyal güvenlik yasası gibi yasalarla kadınlar kamusal alandan dışlanıyor.

2005 yılının sonunda Bursa’da Özay Tekstil’e ait fabrikada çıkan yangında ölen 5 kadın işçinin patronuna verilen 10yıl hapis cezasının 182bin YTL’lik para cezasına çevrilmesi kapitalizm hukukunu gözler önüne serdi. Özay Tekstil gibi binlerce işyerinde kadınlar sigortasız, sendikasız, iş ve işyeri güvenliği olmaksızın karşılığı asla ödenemeyen uzun mesai saatleri boyunca çalışmak zorunda bırakılıyorlar. Antalya’da Novamed firmasında çalışan 82 kadın, ağır çalışma koşullarına karşı 1seneyi aşkın bir süredir mücadele ediyor. Her gün doğurmanın nimetlerini anlatanlar kadın eğer çalışmak istiyorsa doğurmasını engelleyecek her türlü insanlık dışı çabayı gösterebiliyorlar.

Son günlerde gündeme gelen türban tartışması ile kadınlar; ‘türbanlı’ ve ‘türbansız’ olarak saflaştırılıyor. Bu tartışmayla aslında erkek egemenliğinin kadınlar üzerindeki baskısı arttırılıyor.

Kürt sorununda demokratik çözümden yana tavır alınmıyor. 24.sınır ötesi operasyon kardeş halkları birbirine düşman ediyor. Bu savaşta en çok acıyı çeken Kürt kadınlar, hem ulusal hem cinsel kimliklerinden dolayı baskılanıyor. Türk ve Kürt kadınlarının gözyaşları militarizmin oyunlarının sonucudur. Bütün savaşlar önce kadınları vuruyor.

Taleplerimiz;

-Namus cinayetleri madde 82’de nitelikli insan öldürme olarak sınıflandırılmalı ve ‘haksız tahrik’e ilişkin tüm bahisler gerekçeden çıkartılmalıdır.

- Anayasanın 10.maddesi, ayrımcılık maddesine; Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği eklenmeli, önyargılar ve genel ahlak gerekçesiyle örgütlerin kapatılmasına ilişkin hukuka aykırı uygulamalar son bulmalıdır. Eşcinsellere yönelik işlenen nefret cinayetlerinde tahrik hafifletici unsur olmaktan çıkarılmalı, yargı organları eşcinsellere karşı önyargılarından arınmalıdır.

-Merkezi Hükümet, Kadın Sığınakları ve Toplum Merkezleri kurma ve işletme sorumluluğunu taşımayı sürdürmelidir.

-Yerel yönetimlerin bölgesinde yeni Kadın Sığınakları ve Toplum Merkezleri açarak işletmesi, Kamu Yönetim Reform Yasası’na yerleştirilecek aşağıdaki düzenlemelere tabii olmalıdır:

1. Kadın Sığınakları ve Toplum Merkezleri’nin işletiminde izlenecek uluslar arası standartlara, özellikle gerekli eğitim ve deneyime sahip sosyal hizmet uzmanı,psikolog veya sağlık çalışanlarının görevlendirilmesi ilkesine uygunluk ve net kurallar dayatan bir hüküm.

2. Kadın Sığınakları ve Toplum Hizmetleri’nin işletmesinden sorumlu yerel yönetimlerin, bu kurumların idaresinde, yetkin ve deneyimli kadın grupları ve sivil toplum kuruluşları ile yakın işbirliği yapmasını gerektiren bir hüküm.

Biz Eskişehir demokratik kadın platformu olarak kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıkıyoruz.

Oyunu bozuyoruz, erkek şiddetine hayır diyoruz!

17 Kasım’da başlattığımız kampanyamız devam ediyor… 1-2 aralık ta adalar Migros önünde açılacak standlarımıza bekliyoruz. Şiddetin karşısında yükselecek seslerimizi birbirine katarak güçlendirebilmek için tüm kadınları mektup yazmaya davet ediyoruz.
Basın açıklamasından sonra 25 Kasım saat 14.00’da KESK’de yapılacak olan FilmMor “Kadına Yönelik Şiddete Hayır” belgeseli gösterimi ve söyleşimize bekliyoruz…
Mücadele ve dayanışmanın gücüne inanan kadınlar hayatı dönüştürecek!

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SON!
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!

ESKİŞEHİR DEMOKRATİK KADIN PLATFORMU

24 Kasım 2007 Cumartesi

Benden susmamı isteme!


Kaos GL tarafından Türkçe'ye çevrilen ''Eşcinselliğin Utancı, Bu Utancın Aşılması, Gey ve Lezbiyen mutluluğu (mutsuzluğu)'' Valentino Minuto'nun hazırladığı bir makale ve şu cümleyle başlıyor; Benden susmamı isteme!

Bu yazı eşcinseller arasında sıkça rastlanan içselleştirilmiş homofobinin üzerine gidiyor ve sorguluyor, neden homofobik olabiliyoruz?

Uzun bir emek sonrası hazırlanmış ve Türkçe'ye çevrilmiş bu çalışmaya Kaos GL'nin anasayfasından(http://kaosgl.org) ve MorEl'in anasayfasında ''Dosyalar&Duyurular'' kısmından ulaşabilirsiniz!

18 Kasım 2007 Pazar

Kadına Şiddete Hayır!

MorEl'in de bir bileşeni olduğu Eskişehir Demokratik Kadın Platformu kadınlara uygulanan şiddeti 17 Kasım günü düzenledikleri bir basın açıklamasıyla kınadı. Açıklama şöyle;

Kadına yönelik şiddet dünyanın tüm toplumlarında yaygın olarak rastlanan bir şiddet türü. Kadınlara yönelik şiddet evrensel olmakla birlikte bir çok kadın etnik kökeni, sınıfı, kültürü, cinsiyeti, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği ya da HIV statüsü nedeniyle de hedef seçiliyor. Irak’ta bombalar altında bir anne ve çocuk ölüyor. Onlarca polis karakolunun işkencehanelerinde kadınlara işkence yapılıyor. Doğumdan ölüme kadar, savaş zamanında olduğu kadar barış zamanında da biz kadınlar, devlet, toplum ve ailelerimizin ellerinde şiddet ve ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Dünyanın neresinde olursak olalım biz kadınların maruz kaldığı şiddetin her türüyle ülkemizde de karşı karşıyayız.
  • Aile içi şiddet ve namus cinayetleri artarak devam ediyor.

  • Yeni anayasa düzenlemeleri, kadınların mücadelesi sonucu kazanılan hakların gerisine düşerek cinsiyetçi bakış açısını toplumun her kesiminde daha da fazla hakim kılmaya çalışıyor.

  • Kamu personel yasası ve sosyal güvenlik yasası gibi yasalarla kadınlar kamusal alandan dışlanıyor.

  • Lamdaistanbul (LGBTT) dayanışma derneği hukuka ve ahlaka aykırı olma gerekçesiyle kapatılmaya çalışılıyor. Toplumun her kesiminde var olan homofobi ve transfobi devlet ve medya tarafından yaygınlaştırılarak nefret cinayetleri arttırılıyor.

  • Son günlerde gündeme gelen türban tartışması ile kadınlar “türbanlı” ve “türbansız” olarak saflaştırılıyor. Bu tartışmayla aslında erkek egemenliğinin kadınlar üzerindeki baskısı artırılıyor.

  • Kürt sorununda demokratik çözümden yana tavır alınmıyor. 24. sınır ötesi operasyon kardeş halkları birbirine düşman ediyor. Bu savaşta en çok acıyı çeken Kürt kadınlar hem ulusal hem cinsel kimliklerinden dolayı baskılanıyor. Türk ve Kürt analarının gözyaşları militarizmin oyunlarının sonucudur. Bütün savaşlar önce kadınları vuruyor.

Biz Eskişehir Demokratik Kadın Platformu olarak kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıkıyoruz.

Oyunu bozuyoruz, erkek şiddetine hayır diyoruz!

Eskişehir’de bir kadın sığınma evi açılması üzerine geçen yıl başlattığımız kampanyamızın sonucunda yerel yönetimleri harekete geçirmiş bulunuyoruz.Kadına yönelik şiddetle mücadelenin önemli basamaklarından biri olan Kadın Danışma Merkezi’nin açılması için mücadelemize devam ediyoruz. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin en önemli günlerinden biri olan “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü” için çalışmalarımıza bugünden başlıyor ve şiddeti görünür kılmak üzere bir kampanya başlatıyoruz:


17-18 Kasım, 24-25 Kasım ve 1-2 Aralık tarihlerinde Adalar Migros önünde standlarımızı açacağız. Şiddetin karşısında yükselecek seslerimizi birbirine katarak güçlendirebilmek için tüm kadınları mektup yazmaya davet ediyoruz. Mektuplarımızı paylaşabilmek için standlarımıza;

  • 23 Kasım 2007 Cuma günü Anadolu Üniversitesi Mavi Salon’da saat 12:00’da yapılacak olan panelimize;

  • 25 Kasım 2007 Pazar günü saat 14:00'da Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Salonu’nda (Kızılay İş Merkezi Kat:5-Çarşı Tramvay Durağı arkası) yapılacak FilmMor “Kadına Yönelik Şiddet Belgeseli” gösterimi ve söyleşimize

mücadele ve dayanışmanın gücüne inanan tüm kadınları bekliyoruz!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu demokratikkadinplatformu@gmail.com

16 Kasım 2007 Cuma

Anayasa LGBTT Komisyonu* Kuruldu

Ülke düzeyinde Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel (LGBTT) hakları hareketinin etkisini artırmak ve sivil anayasa sürecinde LGBTT örgütlerinin birlikte hareket edebilmesini sağlamak amacıyla, Antalya Gökkuşağı Eşcinsel Oluşumu, Kaos Gey-Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Kaos GL İzmir, KAOSİST Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği olarak Anayasa LGBTT Komisyonu’nu oluşturduk.

Anayasa LGBTT Komisyonu olarak Sivil Anayasa hazırlık sürecini toplumla paylaşıldığı kadarıyla takip ediyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat tarafından “toplumun her kesimini kapsayan bir anayasa” yapılacağı belirtiliyor. Bununla birlikte, Anayasa önerisinin Meclis’e sunulması öncesinde, “toplumun tüm kesimlerinden sağlanacak katkıların” beklendiği açıklanıyor. Uygar bir anayasa için toplumun her kesimini kapsama çabasının LGBTT bireyleri de kapsaması gerektiğini düşünüyoruz.

LGBTT örgütleri olarak, “Bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor; biz de varız!” diyerek, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının ortadan kaldırılması için söz hakkımızı kullanıyoruz.

LGBTT bireylerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı nedeniyle işlerinden çıkartılmaları, özel ve kamusal alanda psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmaları, sosyal alandan tamamen dışlanmaları ve en temel hak olan yaşama hakkına yönelik saldırılara maruz kalmaları devam etmektedir.

LGBTT bireylerin dayanışması amacıyla kurulan derneklere "genel ahlaka aykırı olma" gerekçesiyle kapatma davaları açılmasıyla, LGBTT bireylerin örgütlenme ve ifade özgürlükleri engelleniyor. Her T.C. vatandaşı gibi demokratik, eşitlikçi ve özgür bir yaşam isteyen LGBTT bireylerin hakları mevcut koşullarda gereğince korunmuyor hatta hukuki olarak kendilerini savunmaktan bile yoksun bırakılmalarına yol açıyor.

Anayasa LGBTT Komisyonu olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tüm vatandaşların haklarını koruyan ve tüm ayrımcılıkları önleyici maddeleri içerecek şekilde Anayasa’nın “kanunlar önünde eşitlik”i düzenleyen 10. maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibarelerinin eklenmesini istiyoruz.

Anayasa LGBTT Komisyonu
----------------------------------
*Anayasa LGBTT Komisyonu Sekretaryası
Kaos GL Derneği / Ankara
Lambdaistanbul LGBTT Derneği / İstanbul
lambda@lambdaistanbul.org

*Anayasa LGBTT Komisyonu’nu oluşturan örgütler;
Antalya Gökkuşağı Eşcinsel Oluşumu
Kaos GL Derneği
Kaos GL İzmir
KAOSİST Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi
Lambdaistanbul LGBTT Derneği
Pembe Hayat LGBTT Derneği
MorEL Eskişehir LGBTT Oluşumu

4 Kasım 2007 Pazar

MorEl Etkinlikleri Devam Ediooo!


Mambo Italiano
Film Gösterimi*

Hepberaber film izliyor sonrasında sohbet ediyoruz, gösterime herkes davetlidir:)

Ne zaman:

8 Kasım 2007- Perşembe

Saat Kaçta:

19.00

Etkinliğe katılmak istiyorsanız bize ulaşın:

morel.eskisehir@gmail.com



*Mambo Italiano

Tür: Komedi
Yönetmen: Émile Gaudreault
Senaryo: Steve Galluccio, Émile Gaudreault
Dil: İngilizce, Ülke: Kanada
Süre: 88 dakika Yıl: 2003


Oyuncular: Luke Kirby, Ginette Reno, Paul Sorvino, Mary Walsh, Peter Miller, Claudia Ferri, Sophie Lorain, Tim Post, Tara Nicodemo, Pierrette Robitaille, Dino Tavarone, Mark Camacho, Michel Perron, Lou Vani, Diane Lavallée, Ellen David, Shaun Balbar, Matt Holland, Grace Bush-Vineberg, Matthew Gagnon, Lisa Bronwyn Moore, Michael Romano, Stephanie Vecchio, Stephan Perreault, Mathieu Major-Langevin, Richard Jutras, Giovanna Currabba, Silvio Orvieto, Pierre LeBlanc, France Arbour, Penny Mancuso, Gino Riccardo Arcaro, Paola Pagnotta, Marcello Pagnotta, Paul Hopkins, Gordon McCall, Ivana Bombardieri, Steve Galluccio, Lidia Russon, Franco Montesano, Leni Parker, Suzanna Lenir, Tony Tortorici, Michael Daniel Murphy, Jessica De Marco, Victoria Sanchez, Julie Tamiko Manning, Stéphane Archambault, Jerry Sprio, Alan West, James Berlingieri, Johnny Griffin, Gordon Masten

Özet: Mario ve Gino, 50'lerde İtalya'dan Kanada'ya, Montreal kentine göç etmişlerdir. Evlenmiş ve çocuk yapmışlar, ancak hala yeni dünyaya alışamamışlardır.

Bir gün oğulları Angelo'nun kendi evini tutmak istemesi, ailede kriz yaratır. Evlenene kadar böyle bir şey olacağını beklemeyen aile önce tedirgin olsa da, sonra Angelo'nun çocukluk arkadaşı olan Nino'yla beraber ev tutacağını öğrenince rahatlarlar. Ne de olsa Nino uzun zamandır tanıdıkları biridir ve mesleğinde saygın bir polistir.

Bu rahatlama, kısa zamanda kabusa dönecektir. Angelo ve Nino sadece aynı evi değil, aynı ilişkiyi de paylaşmaktadır. Oğullarıyla ilgili bu gerçeği farkeden aile, yaşadıkları şoku atlatır atlatmaz, italyan usülüyle bu işi çözmeye çalışacaktır.

Filmin Fragmanını izlemek için; http://www.youtube.com/watch?v=_CdaOHoQIIo

3 Kasım'da Gökkuşağı İçin Yürüdük!


3 Kasım günü Kamu Emekcileri Sendikasi (KESK), Turk Muhendis ve Mimarlar Odasi Birligi (TMMOB) ve Turk Tabipleri Birligi'nin (TTB) cagrisiyla gerceklestirilen mitingde LGBTT örgütler olarak “Savasa, Siddete, Nefrete Karsi – Gokkusagi Icin Yuruyoruz!” yazılı ortak pankartımızla yer aldık. 3 kasim mitingi, Ankara’nin en son 1 Mart tezkeresinin ardindan simdiye kadar gordugu her kesimden katilimin bulundugu, en gorkemli yuruyus oldu. Ali Erol'un 3 Kasım izlenimlerimden;

Ali Erol - Kaos GL

3 kasim ankara yuruyusumuzu coskuyla tamamladik. Kamu Emekcileri Sendikasi (KESK), Turk Muhendis ve Mimarlar Odasi Birligi (TMMOB) ve Turk Tabipleri Birligi'nin (TTB) cagrisiyla gerceklesen mitinge Kaos GL de cagrici orgutlere dahil olmasi icin davet edilmisti.

Kaos GL olarak cagrici orgutlere dahil olmamizin hemen ardindan tum lezbiyen, gey, biseksuel, travesti ve transeksuel bireyler ile derneklere mitinge ortak katilma cagrisi yaptik. KESK, TMMOB ve TTB’nin ev sahipliginde yapilan hazirlik toplantilarindan ve mitinge dair gelismelerden bilgileri duzenli olarak lgbt birey ve derneklerle paylastik.

3 kasim sabahi ankara, eskisehir ve istanbul’dan bir araya gelen lgbt bireylerin kaos gl’de bulusmasiyla baslayan cosku, dovizlerin yazilmasi, sloganlarin belirlenmesi ve ardindan gara yurunmesi, ordan hipodruma ulasilmasi ile iyice artti.

“Savasa, Siddete, Nefrete Karsi – Gokkusagi Icin Yuruyoruz!” yazili ortak pankartimiz, “Kaos GL – Lambdaistanbul – Morel Eskisehir LGBTT – Pembe Hayat LGBTT” imzasini tasiyordu. Gokkusagi bayraklarimiz haricinde, savas karsiti ve ozellikle “cinsel yonelim” ve “cinsiyet kimligi” acisindan anayasal esitlik talepli dovizler tasidik.

Militarist politika ve uygulamalarin toplumu ablukaya alma girisimi ve nefret soyleminin yayilmaya calisilmasindan oturu, esitlik, ozgurluk talepli bariscil ve izinli bir miting oldugu halde katilma konusunda cekinik ve geri duran pek cok insanin oldugu anlasiliyor. Buna ragmen hipodrumdan sihhiye meydanina akan insanlarin sayisi, coskusu ortaya koydu ki 3 kasim mitingi, ankara’nin en son 1 mart tezkeresinin ardindan simdiye kadar gordugu her kesimden katilimin bulundugu, en gorkemli yuruyus oldu.

Lezbiyen, gey, biseksuel, travesti ve transeksuel bireyler olarak, icinde bogulmaya calisildigimiz onca kaygiya ragmen buyuk bir cosku ile gokkusagi bayraginin altinda tum cesitliligimizle bir araya geldik ve “Ozgur, Demokratik ve Esit Turkiye" icin ortaklastik.
Anayasal esitlik icin cinsel yonelim taninsin!

KESK, TMMOB ve TTB’ye mitinge onculuk edip sorumluluk ustlendikleri icin tesekkur ediyoruz.

26 Ekim 2007 Cuma

Transfobiye, Ayrımcılığa Son!

Basına ve kamuoyuna!
26/10/2007

“Biz Bize” Transfobi


Show TV ve sunucu Serap Ezgü, ‘Biz Bize’ adlı programın 24 ve 25 Ekim tarihlerinde yayınlanan bölümleriyle insan hakları, hasta hakları, medya etiği ve RTÜK’ün yayın ilkelerini yok sayarak hareket etmiştir. Kaos GL Derneği ve Pembe Hayat LGBTT Derneği ve MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, insan haklarına duyarlı kişi ve kurumları “Biz Bize” adlı programı protesto etmeye ve RTÜK’e şikayet etmeye çağırıyor.


Türkiye televizyonlarında öğle kuşağında yayınlanan ve cinayetlere kadar uzanan sonuçları nedeniyle yayından kaldırılan “kadın programları” başka bir isimle ama aynı formatla yeniden aramızda. “Toplumun kanayan yaralarına çözüm buluyoruz” iddiasıyla yeniden hortlayan bu programlar muhafazakar, ırkçı ve cinsiyetçi yayınlar yapmakta; stüdyoya konuk ettikleri “uzman” konukların da desteğiyle önyargıları beslemekte ve toplumu eksik, yanlış ve bilimdışı bilgilerle yönlendirmektedirler. Programlara çıkartılan ve “mağdur” olarak tanıtılan bireylere de insan haklarına aykırı tavırlar sergilenmektedir.

Show TV’de yayınlanan ve sunuculuğunu Serap Ezgü’nün yaptığı ‘Biz Bize’ adlı program da yukarıda andığımız programlardan sadece biridir ve 24 ve 25 Ekim 2007 tarihlerinde yayınlanan bölümleriyle insan hakları, hasta hakları, medya etiği ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) yayın ilkelerini yok saymıştır.

Transfobik ve bilimdışı programlar!

Show TV’de hafta içi öğle kuşağında ekrana gelen ve sunuculuğunu Serap Ezgü’nün yaptığı ‘Biz Bize’ adlı programın 24 ve 25 Ekim 2007 tarihlerinde yayınlanan bölümlerinde stüdyo konuğu olarak çağrılan kadından erkeğe transeksüel Mert’in cinsiyet kimliğiyle dalga geçilmiş, dahası bunun bir hastalık olduğu belirtilmiştir.

Mert’i “tedavi etmek” konusunda anlaşılmaz bir ısrar gösteren Serap Ezgü, Mert’in transeksüel varoluşunu yok sayarak “Sana Mert diye hitap etmem, Meryem derim” demiştir. Gerekçesini de Mert’in nüfus cüzdanında isminin Meryem yazılı olmasıyla açıklamıştır.

Serap Ezgü, "Ne erkek ne kadın olabiliyorlar" diyerek gösterdiği muhafazakarlığını ve transfobisini doğrulatmak için de uzmanlardan destek almaya çalışmıştır. Transfobik yorumlar yapmayan uzmanları ise azarlayıp, "Bunu özendirilecek bir şey yapmayın; yan etkileri neyse, ameliyat sonrasında ne tarz trajik olaylar yaşanıyorsa onlardan bahsedin" diyerek yönlendirmeye çalışmıştır.

Programda uzman olarak çağrılan diğer isimler ise Ezgü’den çok da farklı bir tavır göstermemişlerdir. Onlar da transeksüel varoluşunu yok sayarak ve hiçbir bilimsel gerçeği yansıtmayacak şekilde, "Bunların beyni hasta", "Takılan organın üreme işlevi olmadığından tasvip etmiyorum" gibi ifadeler kullanarak biliminsanına yakışmayacak bir görüntü sergilemişlerdir. Programa katılan uzmanlar kendi alanlarında uzman olabilirler ancak transeksüelliğe dair hiçbir bilgilerinin olmadığı, dahası konuya bilim dışı önyargılarla yaklaşarak topluma yanlış bilgi sundukları da bir gerçektir.

Show TV ve Ezgü RTÜK ilkelerini çiğnemiştir!

Show TV ve sunucu Serap Ezgü ‘Biz Bize’ adlı programın 24 ve 25 Ekim tarihlerinde yayınlanan bölümleriyle RTÜK’ün yasalarca belirleyen,

Kişilerin manevî şahsiyetlerine eleştiri sınırları ötesinde saldırıda bulunulmaması, cevap ve düzeltme haklarına saygılı olunması, soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberlerin soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanmaması, saklı kalması kaydıyla verilen bilgilerin kamu yararı ciddî bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanmaması.

Haberlerin yayınlanmasında tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine bağlı olunması; özgürce kanaat oluşumunun engellenmemesi; haber kaynaklarının kamuoyunun yanıltılmasının amaçlandığı haller dışında gizliliğinin korunması ilkelerini çiğnemiştir.


Program; transfobik tavırlar göstererek ve yanlış, önyargılı ve bilimdışı bilgiler sunarak LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel) bireyleri hatalı yönlendirmiş, toplumun eşcinselliğe ve transeksüelliğe yönelik ayrımcı tutumlarını da beslemiştir.

Kaos GL Derneği, Pembe Hayat LGBTT Derneği ve MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu olarak, insan haklarına duyarlı kişi ve kurumları “Biz Bize” adlı programı protesto etmeye ve RTÜK’e şikayet etmeye çağırıyoruz.

-Kaos GL Derneği
İletişim: 0312 230 0358
kaosgl@kaosgl.org

-Pembe Hayat LGBTT Derneği

-MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu
morel.eskisehir@gmail.com


Şikayet için adresler:

Show TV İzleyici Temsilcisi: http://www.showtvnet.com/yardim/izleyicitemsilcisi.asp

Show TV Öneri ve Eleştiri:
http://www.showtvnet.com/yardim/index.asp

“Biz Bize” Programı - E-posta:
bizbize@showtvnet.com

Show TV E-posta: info@showtvnet.com

“Biz Bize” Programı - Faks: 0 212. 300 41 42

RTÜK:
http://www.rtuk.org.tr/sayfalar/GorusOneri.aspx

16 Ekim 2007 Salı

MorEl Etkinlikleri Başlıyoooo!

''Duvarların Dili Olsa 2''
Film Gösterimi*


Hepberaber film izliyor sonrasında sohbet ediyoruz, gösterime herkes davetlidir:)

Ne zaman:
20 Ekim 2007- Cumartesi

Saat Kaçta:
19.00

Etkinliğe katılmak istiyorsanız bize ulaşın:
morel.eskisehir@gmail.com


*Duvarların Dili Olsa 2
(If These Walls Could Talk 2 )

Oyuncular : Sharon Stone , Vanessa Redgrave , Chloe Sevingy , Michelle Williams
Yönetmen : Jane Anderson ( "1961" kısmı), Martha Coolidge ( "1972'' kısmı),
Anne Heche ( "2000" kısmı)
Senaryo: Jane Anderson,Sylvia Sichel,Alex Sichel,Anne Heche
Süre: 96 dakika

Golden Globe(Altın Küre) ödüllü(8 dalda adaylık, 6 ödül sahibi)
1961, elli yıllık hayat arkadaşı Abby'nin (Marian Seldes) ölümüyle yalnızlığı ilk defa tadan ve kendisini korumasız hisseden Edith (Vanessa Redgrave), Abby'nin ailesinin kalan mirasa akbabalar gibi üşüşmesiyle iyice yıpranır.
1972, feminist bir lezbiyen olan Linda (Michelle Williams), maskülen bir kadın olan Amy (Chloe Sevignry) aşık olunca arkadaşlarından tepki alır ancak ilişkisinden vazgeçmeye niyeti yoktur.
2000, Fran (Sharon Stone) ve Kal (Ellen DeGeneres) ilişkilerinde normal yollardan sahip olamayacakları bir şey istiyorlardı, bir bebek.
Üç farklı zamanda fakat aynı evde geçen farklı hikâyelerdeki kadınların birbirlerine duydukları tutku ve aşk farklı yönleriyle ele alınıyor.

11 Ekim 2007 Perşembe

Nefret Cinayetlerine Son!

Kaos GL ve Pembe Hayat dernekleri eşcinsel ve transeksüellere yönelik nefret cinayetlerini protesto etmek amacıyla bugün Ankara'da Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları Anıtı önünde kefenli eylem düzenledi. Eylem sırasında kefen giyilerek nefret suçları protesto edildi. Eylemin ardından bir basın açıklaması gereçekleştirildi. MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu'nun da imzacısı olduğu açıklama şöyle;

BASINA VE KAMUOYUNA

Ne ilk ne de son: 24 saat içinde 2 nefret cinayeti!

Geçtiğimiz hafta İstanbul'da 24 saat içinde 2 ayrı nefret cinayeti işlendi. Öldürülmekten son anda kurtulan bir kişi de halen yoğun bakımda!

Eşcinsellere ve transeksüellere yönelik şiddet kol geziyor. İstanbul’daki cinayetler ilk değil; son da olmayacak!

3 Ekim 2007 Çarşamba gecesi Nişantaşı’nda öldürülen Mehmet, evinde boğazı kesilmiş olarak bulundu.

5 Ekim 2007 Cuma gecesi Funda ve Simge adlı iki travesti evlerine götürdükleri iki kişi tarafından saldırıya uğradı. Funda ağır yararlanırken Simge olay yerinde yaşamını yitirdi. Şişli Etfal Hastanesi'nde yoğun bakımda olan Funda’nın sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

Katillerin aynı kişiler olduğunu açıklayan polis, yaklaşık 1.80 -1.85 boylarında, biri 19 diğeri 22 yaşında iki erkeğin robot resimlerini dağıttı.

Türkiye Cumhuriyeti yasaları ihlal ediyor!

Türkiye’de yasalarda LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel) bireylere yönelik ayrımcılığı ve insan hakları ihlallerini cezalandırmaya yönelik herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Üstelik LGBTT bireylere yönelik işlenen nefret suçlarında mahkemeler ağır tahrik indirimi uygulayarak, hukuk önünde eşitlik ilkesini ihlal etmeye devam ediyor.

Hatırlanacaktır ki, gazeteci Baki Koşar 22 Şubat 2006’da öldürülmüştü. Cinayet zanlısının yargılandığı davada mahkeme 1 Mart 2007’de açıkladığı kararda, ağır tahrik indirimi uygulayarak, Baki Koşar’ı öldüren katile 16 yıl 5 ay 15 gün ceza verdi. Verilen ceza, yaşarken de ölürken de eşcinseller için adaletin ne yönde tecelli ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Türkiye Cumhuriyeti,

Nefret cinayetlerine ilişkin gerekli düzenlemeler dahil,

LGBTT bireylerin güvenliğini sağlamaya ve haklarını korumaya yönelik herhangi bir yasal düzenleme yapmadığı,

LGBTT bireylere yönelik işlenen suçlarda ağır tahrik indirimine giderek mağdur LGBTT bireylere yönelik ayrımcılık yaptığı;

Yargı süreçlerinde hukuk önünde eşitlik ilkesini çiğnediği için,

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesinin ayrımcılık yasağını düzenleyen 2. maddesini,

BM Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin ayrımcılık yasağını düzenleyen 2. maddesini, yaşam hakkını düzenleyen 6. maddesini, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 9. maddesini, hukuk önünde eşitliği düzenleyen 26. maddesini,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, yaşama hakkını düzenleyen 2. maddesini, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesini, ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesini ihlal etmektedir.

Medyanın sunumu taraflı ve homofobik!

LGBTT bireylere yönelik nefret cinayetleri, medya’da “gay cinayeti”, “eşcinsel cinayeti”, “ahlaksız teklif” manşetleri atılarak, şiddet olayları magazinleştirilerek sunulmaktadır. Medya bu haberleri verirken genellikle zanlının savunması üzerinden haberi hazırlamaktadır. “Kurban”ın kendini savunması mümkün olmadığı için “zanlı”nın savunması ile hazırlanan haber de taraflı ve homofobik haberler olmaktadır.

LGBTT bireylere yönelik nefret cinayetleri haberlerinde, LGBTT bireylerin insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinden görüş almanın, tarafsız ve doğru haber hazırlama açısından gerekli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca, LGBTT bireylerin özel yaşamlarını, kişisel tercihlerini topluma ifşa etmeden, hak haberciliği yaklaşımının benimsenmesini talep ediyoruz.

Nefret suçlarının takipcisi olacağız!

Türkiye Cumhuriyeti, taraf olduğu ve ulusal hukukun bir parçası haline getirdiği Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesinin, Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin gereklerini yaparak insan hakları alanında gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

Sivil Anayasa’nın eşitliği düzenleyen maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı eklenmelidir.

Türk Ceza Kanunun (TCK) ayrımcılık yasağını düzenleyen maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri eklenmelidir. Nefret suçları tanımlanmalı ve LGBTT bireylere yönelik işlenen suçlar cezalandırılmalıdır.

Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT Dernekleri olarak, bu olayların her zaman takipçisi olacağız. Nefret cinayetleri yasalarda tanımlanana ve LGBTT bireyler hukuk önünde eşit haklara sahip olana kadar, homofobi ve transfobiye karşı MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ.

Kaos GL Derneği & Pembe Hayat LGBTT Derneği
11 EKİM 2007, ANKARA


Daha önce 23 Ağustos'da gerçekleştirilmiş kefenli eylem videosunu aşağıda izleyebilirsiniz;

10 Ekim 2007 Çarşamba

''Ahlak'' Duruşması 18 Ekim'de!

Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği'nin kapatılmasına yönelik açılan davanın ikinci duruşması 18 Ekim’de Beyoğlu Sütlüce Adliyesi’nde görülecek. "Hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz" gerekçesiyle açılan dava nedeniyle Lambdaistanbul bir açıklama yayınladı.

Türkiye’de LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) bireyler olarak toplum tarafından sürekli horlanıyoruz, yok sayılıyor ve yalnızlaştırılıyoruz. Her gün sokakta, evde ve iş yerinde ayrımcılık ile karşı karşıya kalıyoruz, hissettiklerimizi ve yaşadıklarımızı kimseyle paylaşamıyoruz. Psikolojik baskıya ve sömürüye maruz bırakılıyoruz. İşte bu ayrımcı tutum ve davranışlar karşısında LGBTT bireyler olarak dernek adı altında bir araya gelip kendi sorunlarımıza sahip çıkıyoruz, sorunlarımıza çözüm üretmeye çalışıyoruz.

Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği olarak bu amaçla 1993 yılından 2006’ya kadar sivil toplum girişimi olarak, 2006 yılından da günümüze kadar dernekleşerek faaliyetlerimizi yürütmekteyiz. Lambdaistanbul olarak yurt içinde ve yurt dışında LGBTT bireylerin dayanışmasına aracılık etmeye ve toplum içinde onurlu insanlar olarak hayatlarını sürdürmelerine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Her T.C. vatandaşı gibi LGBTT bireylerin de örgütlenme hakkını böylece kullanmış oluyoruz. Ancak devlet yetkilileri böyle düşünmüyor olmalılar ki Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’ni kapatmak için çaba harcamaktalar.

Bu ve buna benzer ayrımcılıkların yaşanmaması için Türkiye’deki LGBTT örgütleri olarak, 2003 yılında yapılan TCK (Türk Ceza Kanunu) tasarısı çalışmaları sürecinde, ayrımcılık maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği”nin eklenmesini talep etmiştik. Ancak dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ayrımcılık maddesinde geçen “cinsiyet” kelimesinin eşcinselleri de kapsadığını belirtmişti. Bundan dolayı tasarı metninde var olan “cinsel yönelim” maddesi metinden çıkarılmıştı. O günden bugüne eşcinsellere yönelik ayrımcılık konusunda bir arpa boyu yol alınamadı. Bugün ise LGBTT haklarını savunan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, İstanbul Valiliği tarafından kapatılmak isteniyor. Tarih bizi bir kez daha haklı çıkarmış oluyor. TCK sürecindeki taleplerimizin ne kadar da isabetli olduğu ne yazık ki bugün bütün açıklığı ile karşımızda duruyor.

Bütün bu ayrımcı tutumlar karşısında Türkiye’de yaşayan LGBTT bireyler olarak örgütlenme hakkımız engellenmeye çalışılarak, önyargılar hukukun üstünde tutulup vatandaş olma hakkımız ihlal edilmiş oluyor.

Bu önyargılı ve hukuksuz yaklaşımlar sonucunda Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği 19 Temmuz 2007 tarihinde ilk yargılanmasını yaşadı. İlk celsede Lambdaistanbul’un lehine sonuçlanması gereken dava, hâkimin verdiği kararla 18 Ekim Perşembe saat 11.00’e ertelendi.

Biz dava günü, bu hukuksuzluğu haykırabilmek için davanın görüleceği Beyoğlu Sütlüce Adliyesi, 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin önünde yerimizi alacağız.

Sizleri de dayanışmamıza katılmaya çağırıyoruz. Sen yoksan bir eksiğiz…

Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği

7 Ekim 2007 Pazar

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu İlke ve Değerler Metni'ni Açıkladı!

Yoğun bir çalışmanın ardından MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu olarak manifestomuz niteliğinde bir ''İlke ve Değerler Metni'' hazırladık. Metinden ana başlıklar şöyle;

≈Oluşumun Vizyonu:

MorEl, herkesin eşit şartlar altında yaşadığı ve cinsel yönelim, cinsiyet kimliği veya ifadesi ayrımcılığı olmak üzere tüm ayrımcılıklardan arınmış insan haklarına saygılı özgür bir dünya için çalışır.

≈Oluşumun Misyonu:

- Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi temelinde olmak üzere ayrımcılıkla karşı karşıya kalanların hakları için Eskişehir’de ve ülke genelinde bir ses olarak hareket etmek;

- Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel(LGBTT) bireylerin insan haklarının kazanılması, korunması ve devamlılığının sağlanması yönünde çalışmalar yapmak;

- Toplumdaki mevcut homofobik, bifobik, transfobik ve cinsiyetçi tutumların değiştirilebilmesi için çalışmalar yapmak ve/veya bu tür faaliyetler içinde aktif olarak yer almak.


≈Oluşumun İlkeleri:
  • Heteroseksizm, cinsiyetçilik, homofobi ve transfobi karşıtıdır.
  • Ayrımcılık karşıtıdır.
  • Patriarkal sisteme karşıdır.
  • Hiyerarşik olmayandır, hiyerarşi karşıtıdır.
  • Eşitlikçidir.
  • Şiddete karşıdır, şiddetsizlik kültürünü benimser.
  • Anti-militaristtir.
  • Dayanışmacıdır.

4 Ekim 2007 Perşembe

EŞİTLİK VE DEMOKRASİYE İNANAN KADIN ERKEK HERKESE SESLENİYORUZ!

Anayasa Kadın Platformu yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili fikirlerini dile getiren bir basın açıklaması gerçekleştirdi. MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu'nun da imzacısı olduğu açıklama şöyle;

Biz, Türkiye’nin son yıllarda gerçekleştirdiği yasal reform süreçlerinde aktif olarak çalışmış, yeni Türk Medeni Kanunu ve yeni Türk Ceza Kanunu’nun insan haklarını ve eşitliği içeren metinler olarak ortaya çıkmasında yoğun emeği geçmiş kadın örgütleri olarak, mevcut Anayasa’nın 10. Maddesi’nin iptalinin ve Anayasa taslağında bunun yerine önerilen 9. Madde ile yapılan değişikliğin HİÇ BİR ŞEKİLDE kabul edilemez olduğunu; kazanılmış haklarımızın hazırlanan Anayasa taslağı ile elimizden alınmasına izin vermeyeceğimizi, kadın erkek eşitliği konusunda mevcut anayasa ile ulaştığımız noktadan geri adım atmayacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Bizler; kadınlara ve erkeklere hak ve fırsat eşitliği sağlayan, insanlar arasında cinsiyet, cinsel yönelim ve medeni hal sebebiyle ayrımcılık yapmayan bir Anayasa talep ediyoruz.

2004 yılında Türkiye’deki bağımsız kadın hareketinin çabalarıyla Anayasa’nın 10. Maddesine eklenen “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” ibaresinin taslak Anayasa’dan çıkartıldığını üzülerek görüyoruz. Mevcut Anayasa’mızda var olan “kadın erkek eşittir” ibaresinin Anayasa’dan çıkartılması, her surette geriye doğru bir adım olacaktır. Kadın-erkek eşitliğini açıkça düzenleyen bir maddenin KAPSAMININ GENİŞLETİLMESİ GEREKİRKEN iptal edilmesi hiçbir şekilde gerekçelendirilemez.

Ayrıca 9. Madde’nin 3. fıkrasında yazıldığı gibi “kadınlar,” “çocuklar, yaşlılar ve engelliler” ile birlikte “özel suretle korunmaya muhtaç bir kesim” değil, ülke nüfusunun yarısını oluşturan ve hayatın her alanında fırsat eşitliğini hak eden BİREYLERDİR, vatandaşlardır. “Özel suretle korunmaya muhtaç kesimler” ifadesinin kadınları da içerecek biçimde kullanımı uzun yıllar önce uluslararası literatürden kaldırılmış, 1993 tarihli Birleşmiş Milletler Viyana Deklarasyonu ile de kadın haklarının insan hakları olduğu evrensel olarak kabul görmüştür.

Anayasa’nın görevi, cinsiyet temelli doğrudan ve dolaylı her türlü ayrımcılığı yasaklamak ve kadınların en temel insan haklarından faydalanabilmeleri için fırsat eşitliği sağlamaktır. Türkiye’de kadın erkek eşitliğinin hem yasalar tarafından garanti altına alınması hem de uygulamada gerçek ve eksiksiz eşitliğin sağlanması için Anayasa’nın “Kanun Önünde Eşitlik” maddesinin SONUÇLARDA EŞİTLİĞİ, FİİLİ EŞİTLİĞİ SAĞLAYACAK ŞEKİLDE düzenlenmesini talep ediyoruz:

Anayasa taslağının 9. maddesi
Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınları “pozitif ayrımcılık yapıyoruz” görüntüsü altında, erkeklerin korumasına muhtaç bir konuma indirgemektedir. Demokrasi ve laiklik için asıl tehlike budur. Bugüne dek verdiği mücadeleler ile kendini Türkiye ve dünya kamuoyuna kanıtlamış olan Türkiye kadın hareketi bu tür bir düzenlemeyi asla ve asla kabul etmeyecektir. Bu tür bir cinsiyetçi hukuk anlayışına, şiddetle itiraz ediyoruz.
Devletin ve anayasaların görevi, yarısı kadın, yarısı erkek olan yurttaşlar arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmaktır. Birini, diğerine Anayasa zoruyla bağımlı kılmaya çalışmak değil.

Kadın örgütleri olarak Anayasa taslağının 9. maddesi konusunda ortak önerimiz aşağıdaki gibidir:
Herkes dil, ırk, renk, etnik köken, cinsiyet, cinsel yönelim, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, medeni hal ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlara karşı doğrudan ve dolaylı, her türden cinsiyet ayrımcılığı yasaktır.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, kadın erkek eşitliğinin fiilen hayata geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Kadınların ve erkeklerin hayatın her alanında fırsat ve uygulama eşitliğine sahip olması hedefine ulaşılana kadar, devlet bu fiili eşitliğin sağlanması için kota dahil hukuksal ve kurumsal geçici ve özel önlemler alır. Bu önlemler bir ayrım olarak mütalaa edilmez.

Bu haliyle mevcut 10. Madde korunacak, ancak tam eşitlik için şart olan ve Türkiye’nin uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerini yerine getirmesi açısından da ivedilik taşıyan 2 ekleme yapılmak suretiyle tamamlanacaktır. Birinci ekleme ile “cinsel yönelim” ve “medeni hal” temelinde ayrımcılık yasaklanarak tam eşitlikçi bir Anayasa yolunda büyük bir adım atılmış olacaktır. İkinci ekleme ile, Türkiye’nin 1985 yılında onaylamış olduğu Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) gereği, kadın-erkek eşitliğini fiilen sağlamaya yönelik “geçici özel önlemler”in yasalarımızda yer almasına yönelik YÜKÜMLÜLÜĞÜMÜZ yerine getirilmiş olacaktır.

Türkiye’nin B.M. CEDAW Komitesi tarafından Ocak 2005’de gözden geçirilmesini takiben, BM’nin Türkiye’ye yönelik Sonuç Görüşleri’nin 29. 30. ve 42. paragraflarında da bu konuya yer verilmektedir. Komite, Türkiye’deki geleneksel kalıplar ve ataerkil tutumlardan kaygı duyulduğunu ve Anayasa’nın eşitlik maddesinin hayata geçirilmesi için özel önlemler dahil devletin her türlü uygulamayı yapması gerektiğini vurgulamıştır. Mevcut Anayasa’nın 90. Maddesi’nde düzenlenen “Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü ilkesi” uyarınca CEDAW’un ulusal mevzuatın üstünde görülmesi gerekir.

“SİVİL” ANAYASA ÇALIŞMALARI KATILIMCI VE SİVİL OLMALIDIR

ANAYASA KADIN PLATFORMU GİRİŞİMİ olarak Türkiye’nin “sivil” anayasa tartışmaları içinde olmasını önemsiyoruz. Ancak, yürütülen sürecin şeffaflık, katılımcılık ve daha özgürlükçü bir Anayasa hazırlanması üzerine örgütlenmesi, asla ve asla aceleye getirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sivil Anayasa hazırlanmasının öznelerinden biri olarak sivil toplum kuruluşlarının bu sürece katılımını, bütün sürecin de tartışmaya açılmasını talep ediyoruz. Yeni Anayasa Taslağının hazırlanmasına kadınların, eşit oranda ve aktif olarak katılımı sağlanmalı diyoruz.

Özetle: AKP Hükümeti’nin bir grup akademisyene hazırlattığı ve kamuoyuna yansıttığı taslağa dair bizim kadınlar olarak ciddi endişelerimiz var. Hükümet partisi olan AKP’nin kendi görüşlerini de eklediği bir taslak henüz kamuoyuna yansımadı. Yeni Meclis döneminin başladığı bir anda, tarihsel bir noktadayız. Kadınlar olarak AKP’den ve hükümetten, halkın önüne alelacele bir taslak koymaktansa, önce ilgili tüm kesimleri dinleyip, taleplerine kulak verip, bu şekilde oluşturacak bir taslağı kamuoyu önünde tartışmaya açmasını talep ediyoruz.

Kısaca, TASLAĞI BİRLİKTE OLUŞTURMAYI öneriyoruz.

Saygılarımızla.

ANAYASA KADIN PLATFORMU
İletişim: Deniz Yazgan – Tel: 0212 273 25 35 Fax: 0212 273 25 36
Cep: 0533 477 25 47 e-posta: deniz_yazgan@yahoo.com

ANAYASA KADIN PLATFORMU
Platform ve Birlikler:
AKL-TK Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Koordinasyonu
Ankara Kadın Platformu
Denizli Kadın Platformu
Feminist Diyalog
İzmir Kadın Kuruluşları Birliği
KEİG, Kadın Emeği ve İstihdamı Grubu
Medeni Kanun Kadın Platformu
MEDİZ, Kadınların Medya İzleme Grubu
TCK Kadın Platformu

Örgütler:
Amargi Kadın Akademisi
Ankara Anıttepe Soroptomist Klübü
Ankaralı Feministler
Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi
AU Kadın, Ankara Üniversitesi Kadın Grubu
Avcılar Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Kooperatifi
Ata Kadın Dayanışma Derneği, Samsun
Bağlar Belediyesi Kardelen Kadınevi, Diyarbakır
BEKEV – Buca Evka 1 Kadın Kültür ve Dayanışma Evi
BÜKAK – Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü
Çanakkale Girişimci Kadınlar Üretim ve Pazarlama Derneği
CEDAW Sivil Toplum Yürütme Kurulu
ÇEKEV- Çığlı Evka 2 Kadın Kültürevi
Çanakkale ELDER- Kadın Dayanışma Merkezi
EL-DER Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği
Ev Eksenli Çalışma Grubu Samsun
Ev Hanımları Derneği
Ev Hanımları Dayanışma ve Kalkınma Derneği
Feminist Kadın Çevresi
Filmmor Kadın Kooperatifi
Fitne Fücur Kadın Oluşumu
Girişimci Kadınların Desteklenmesi Derneği
Gökkuşağı Kadın Derneği
Günyüzü Kadın Dayanışma Kooperatifi
İRİS Eşitlik Gözlem Grubu
İzmir Kadın Dayanışma Derneği
KADAV Yeni Adım Kadın Sitesi
KA-DER- Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği
Kadın Dayanışma Vakfı
Kadın İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği
Kadın Eğitim ve İstihdam Derneği
Kadın Emeği ve Sosyal Çalışma Grubu
Kadın Mühendisler Grubu
Kadın Sendikacılar Grubu
KADAV- Kadınlarla Dayanşma Vakfı
KAGİDER- Kadın Girişimciler Derneği
KAHDEM- Kadınlara Hukuki Destek Merkezi
KAMER Derneği
KAMER Vakfı
Kaos GL Derneği
KAOSİST Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi
KAYA- Kadın Yurttaş Ağı Dernepi
KAZETE Bağımsız Kadın Gazetesi
KEFA- Kadın Emeği Çalışan Feminist Akademisyenler
Kırkörük Kadın Kooperatifi
Körfez Aktif Kadınlar Çevre Kalkınma ve Dayanışma İşletme Kooperatifi
Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi
Küçükkuyu Kadın Dayanışma Klubü
Küçükkuyu Kadın Platformu
LGBTT Bireylerin İnsan Haklarını İzleme ve Hukuk Komisyonu
Marmara Vakfı
Mavi Kalem Derneği
Mersin Bağımsız Kadınlar Derneği
Mor Çatı
Mor Kağıt Atölyesi
Morel Eskişehir LGBTT Oluşumu
Muğla Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Grubu
Muğla Kent Meclisi Kadın Komisyonu
Muğla Sekikbaşı Kadın Dayanışma Merkezi
Pazartesi Dergisi
Pembe Hayat LGBTT Derneği
Petrol-İş Kadın Dergisi
Selis Kadın Dayanışma Merkezi
SOGEP- Sosyal Kalkınma ve Cinsiyet Eşitliği Politikaları Merkezi
Türk Kadınlar Briliği Adalar Şubesi
Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi
Türk Kadınlar Birliği Mersin Şubesi
Türk Tabibler Birliği Kadın Grubu
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Uçan Süpürge
Umut Işığı Kadın Kooperatifi
V-Fekat Feminist Kadın Topluluğu
VAKAD, Van Kadın Derneği
WINPEACE-Türkiye, Türkiye Yunanistan Kadınları Barış Girişimi
YAKA-KOP, Yaşam Kadın Kooperatifi
Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği
Yeşiller Koalisyonu Kadın Grubu

22 Eylül 2007 Cumartesi

Erkek Vuruyor, Devlet Koruyor!


13 Eylül günü Eskişehir’de yaşanan şiddet olayını protesto etmek amacıyla Eskişehir Demokratik Kadın Platformu(DKP) dün Adalar’da bir basın açıklaması gerçekleştirdi. ‘’Evde, işte, sokakta, karakolda erkek şiddettine son!’’ yazılı pankart açıldığı eylemde, ‘’Yaşasın Kadın Dayanışması’’, ‘’Polis tacizciyi koruma!’’, ‘’Geceleri de sokakları da istiyoruz.’’, ‘’Erkek vuruyor, devlet koruyor!’’ dövizleri ve sloganlarıyla olay protesto eden kadınlar şiddete karşı seslerini yükselttiler.

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu’nun da içinde bulunduğu DKP’nin basın açıklamasına KADER ve EMEP’de destekçi olarak katıldılar. Açıklamada ‘’Arkadaşlarımızın başına gelen bu olayın demokrasi adına bir ayıp olduğunu düşünüyor ve bu olayda ismi geçen şahsı ve kurumları kınıyoruz. Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağımızı, bu ve buna benzer olayların takipçisi olacağımızı buradan bildiriyoruz.’’ diyerek ‘’Kadına yönelik şiddete son!’’ çağrısı yapıldı. Yaklaşık 100 kadının katıldığı açıklamaya Eskişehir halkı yoğun ilgi gösterdi.

Basının açıklamasının videosunu aşağıda izleyebilirsiniz;

video

18 Eylül 2007 Salı

“Kimi kime şikayet ediyoruz?”

13 Eylül Perşembe günü Eskişehir’de "iftar öncesi" şiddete maruz kalan Pelin ve Devrim yaşadıkları şiddeti ve cinsiyetçiliği anlattılar.
  • Bize olayı anlatır mısınız?
    Devrim: 5–6 arkadaş kaldırımda durduğumuz sırada yanında bir kadınla yürüyen bir adam bizi ittirerek “or.. çocukları yol verin” dedi. O sırada "n’oluyor beyefendi" dememle adamın üzerime yürümesi bir oldu. Olaya müdahale etmeye çalışan arkadaşıma ise tekme tokat vurmaya başladı.
    Pelin: Olayı anlamaya çalışırken “polis” diye bağırmaya başladım. Polis bir süre izledikten sonra geldi ve karakola götürüldük.


  • Polisin karakolda size karşı tutumu nasıldı?
    Devrim: Hiç beklemediğimiz, filmlerde gördüğümüzden farklı bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Mağdur olan biz olmamıza rağmen polis bizi azarlıyor, adam ise tehditkar tavırlarını ve küfürlerini devam ettiriyordu. Polis bize "polis" sıfatıyla değil yıllardır içinde yaşattığı feodal ahlak yargılarıyla yaklaşıyor, sesini yükseltiyor ve elindeki kocaman tüfeği göstererek psikolojik şiddette bulunuyordu. Üzerimize yürüyen saldırgana o haklıymış gibi davranıyor, yanında bulunan saldırganın eşine “Dayak istiyorlar, zaten tiplerinden de belli, şimdi bırakırız merak etmeyin” şeklinde cümleler kurup göz kırpıyordu. Karakolun dışında bekleyen iki arkadaşımıza da "tiplerinden" dolayı bağırdı polis.
    Pelin: İşin diğer bir trajik tarafı saldırganın eşinin “Üzerine yürüyüp or.. dediyse sen or.. mu oldun, ne var bunda, niye bu kadar abartıyorsunuz” şeklinde cümleler kurmasıydı. Saldırgan, karakolun içinde eşine küfür edip tokat attı. Şiddetin meşrulaştırıldığı apaçık ortadaydı. Polis de buna seyirci kaldı.


  • Cinsiyetçiliğin karakolda da devam etmesi karşısında tepkiniz ne oldu?
    Pelin: Karakoldaki cinsiyetçi tutum bir kaç şekilde anlatılabilir. En başta kadın olduğumuz için ciddiye alınmama durumumuz vardı. Polis de aciz olduğumuzu düşünerek üzerimize yürüyordu. Kadına şiddet karakolda da gayet doğal karşılanıyordu.
    Devrim: Onlara içinde bulunduğumuz durumu anlatmaya çalıştığım her an seslerini daha fazla yükselterek bizi sindirmeye çalışmalarına karşın polise “Dayak yedik ve hakarete uğradık ama suçlu bizmişiz gibi davranıyorsunuz. Bizi siz korumayacaksanız kim koruyacak” diye sorduğumda aldığım cevap da içler acısıydı: “Duygu sömürüsü yapmayın, burada sizin kaprislerinizi çekmek sorunda değiliz.” Bir an düşündüm ve kendime sordum: Kimi kime şikayet ediyoruz?

  • Bu olayın ardından neler yaptınız?
    Pelin: Olayın ertesi günü Eskişehir Kadın Platformu’ndan bir avukat arkadaşımızla adliyeye gidip savcıyla görüştük ve hukuki süreci başlattık. Pazartesi günü hem saldırgan hem de polis hakkında suç duyurusu yapacağız. Ardından da basın açıklaması yaparak olayı basına duyuracağız.


  • Son olarak, tüm bu yaşananlarla ilgili eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
    Pelin: Ataerkil sistemin kadını ikincileştirdiği bu ülkede biz kadınlar her gün bu ve buna benzer, hatta bundan çok daha büyük derecede şiddete maruz kalıyoruz. İşte tam da bu yüzden her kadın yaşadığı haksızlıkları dile getirmeli ve sistemle mücadele etmeli. Bir de içinde bulunduğum Eskişehir Demokrat Kadın Platformu’na desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum.

15 Eylül 2007 Cumartesi

12 Eylül’ler Olmasın!

12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünde Eskişehir’de protestolar geçtiğimiz çarşamba günü 100’ü aşkın katılımcıyla gerçekleştirilen eylem yürüyüşüyle başladı. Protesto etkinliklerinin devamı olarak stant açılarak ‘‘15. madde kaldırılsın, darbeciler yargılansın!’’ imza kampanyası düzenlendi. 3 gün boyunca toplanan imzalar meclise gönderilmek üzere bugün postaya verildi ve standının önünde Eskişehir Demokratik Kadın Platformu(DKP) bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DKP adına konuşan Pelin Kalkan darbenin sonucunda çok sayıda kadının işkenceye maruz kaldığını, tecavüze uğradığını ve öldürüldüğünü belirtti. Açıklamada o dönemde ‘‘Kürt, Ermeni, Sosyalist, Komünist,
Devrim, Eşcinsel, Transeksüel’’ gibi kelimelerin yasaklandığına ve darbeden sonra toplumun apolitikleştirilmeye çalışıldığına fakat baskıya karşı duruş olarak kadın hareketinin ortaya çıktığına dikkat çekildi.

Açıklamanın tam metni şöyle;

Darbe, bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işidir.
Darbe;
—Bir sabah sokağa çıkamamaktır.
—Kitaplarımızın yakılması, filmlerimizin toplatılmasıdır.
—Üzerimize doğrultulan silah, bedenimizdeki yaralardır.
—Fişlenmek, gözaltına alınmak, tecavüze uğramaktır.
ÖLÜMDÜR!

12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye toplumunu amerikan modeline uygun olarak yeniden kurmaya yönelik bir girişimdir. Özgürlüksüz, muhalefetsiz, bireyci, rıza gösteren bir toplum yaratmaya çalışmıştır.

80 darbesi öncesinde asker haklarını arayarak güçlenen muhalif sesi bastırarak yok etmeyi düşünüyordu. Bir gün Kenan evren ve işbirlikçileri kuşluk vakti çıkageldi… Tehlikeli gördüğü düşüncelerin ellerini bağladı, ağzını kapattı, ayaklarını prangaladı.

12 Eylül, çok renkliliğe ve çoksesliliğe karşı, ‘tek düşünce’nin zafer kazandığı bir dönemdir.

Bu dönemde, yasaklı kelimeler vardı, tehditti; yazılamaz, konuşulamaz, var olamazdı… İşte bu yüzden darbe döneminde 137 kadın yönetmenin filmi yasaklanmış, sayısız kitap toplatılıp yakılmıştır.
Peki, sizce neydi bu yasaklı kelimeler?
Kürt… Ermeni... Sosyalist… Komünist… Devrim… Eşcinsel… Transeksüel…

İşte tam da bu süreçte, duvarlarla kuşatılmaya çalışılan demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, öğrenci grupları kadar kadınlar da bu kuşatmadan etkilenmiştir.

Toplumun apolitikleştirilmeye çalışıldığı, insan haklarının yok sayıldığı darbe sonrası dönemde kadın hareketi her ne kadar postalların baskısını hissetse de bir karşı duruş olarak ortaya çıkmıştır.

Ekonomik, askeri ve kamusal alanda uygulanan yöntemlerden, psikolojisi bozulan kadınlarda intihar vakaları gözlemlenmiştir.
Darbe döneminde kadınlar;
—Kasten yaralama ve öldürme,
—İşkence ve eziyet,
—Cinsel saldırıda bulunma,
—Tecavüze uğrama,
—Zorla hamile bırakılma,
—Zorla fuhuşa sevk etme gibi zaman aşımına uğramayan insanlığa karşı işlenmiş suçlara maruz kalmıştır.

Kadının gözlerinden, düşüncelerinden korkan, ataerkilliğin içine gizlenmiş eli silahlı darbeciler, işledikleri insanlığa karşı suçlarından ötürü, aradan 27 yıl geçmiş olsa da yargılanmalı, bu yargılanmanın önünde engel teşkil eden 15.madde kaldırılmalıdır.

Biz Eskişehir demokratik kadın platformu olarak diyoruz ki;
Toplum, 12 Eylül’ün giydirdiği deli gömleğini artık üzerinden çıkarıp atmalıdır!