11 Ocak 2012 Çarşamba


Zenne Eskişehir’de!

Çarşamba, 11 Ocak 2012
Kaos GL / Haber: Ozan Gezmiş
48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi İlk Film dahil 5 ödülle geri dönen Zenne Filmi Eskişehir’de yönetmenleri ve oyuncularının katılacağı söyleşi ile vizyona giriyor!
İçerisinde MorEl ve TOG gönüllüleri, üniversite öğrencileri ve aktivistlerin yer aldığı, filmin gösterimi ve söyleşisini Eskişehir’de gerçekleştirmek için kurulan Zenne Eskişehir Grubu’ndan yapılan açıklama şöyle: “Zenne’nin Eskişehir’de vizyona girip girmeyeceği bile belirsizdi. Sinema yönetimine yaptığımız toplu başvurularla filmin Eskişehir’de vizyona girmesini sağladık. Ardından hemen bir söyleşi organize etme işine giriştik. Birkaç bürokratik engeli aştıktan sonra nihayet 14 Ocak cumartesi günü Espark AVM Cinebonus’da 13:00 seansından hemen sonra filmin yönetmenleri ve oyuncularının katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirebileceğiz.”
Söyleşinin sinema salonunda gerçekleşeceğini hatırlatan grup, ara verilmeden izlenecek filmi 13:00 seansında izlemeksizin söyleşiye katılımın (basın dışında) mümkün olmadığını da belirtiyor.
Zenne, senaryosu gerçek öykülerden ve kişilerden esinlenilerek M. Caner Alper tarafından kaleme alınan “ZENNE”; muhafazakâr bir ailenin çocuğu olan Ahmet, renklerini gizlemekten sakınmayan ve İstanbul’un dans kulüplerinde zennelik yapan Can ile Türkiye’nin değer yargılarını çok iyi tanımayan Alman fotoğrafçı Daniel’in evrensel dostluk hikâyesini anlatıyor. Film, bu sıradışı üçlünün öyküsünü, ‘aile kafesleri’, ‘töre kuralları’ ve 2008 yılına kadar eşcinsel erkeklere evrensel insan haklarına aykırı şekilde uygulanan askerlikten muafiyet prosedürleri üzerinden ele alıyor.

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, SİYAD Ulusal En İyi Film, En İyi İlk Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tilbe Saran), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Erkan Avcı) ve En İyi Görüntü Yönetmeni (Norayr Kasper) ödüllerini alan “ZENNE”; daha sonra 17-24 Kasım 2011 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen Türkiye’nin ilk “LGBT” festivali Pembe Hayat KuirFest’te ise “açılış filmi” olarak gösterildi.


10 Ocak 2012 Salı

Zenne Filmi Eskişehir'de!

         48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi İlk Film dahil 5 ödülle geri dönen Zenne Filmi Eskişehir'deyönetmenleri ve oyuncularının katılacağı söyleşi ile vizyona giriyor!


                                     
                                              Tarih: 14 Ocak 2012
                                                    Saat: 13:00
                                  Yer: Espark Cinebonus / Eskişehir

Not: Tükenme olasılığına karşın biletleri sinema salonundan bir an önce temin etmenizi tavsiye ediyoruz :) 

"ZENNE"

Senaryosu gerçek öykülerden ve kişilerden esinlenilerek M. Caner Alper tarafından kaleme alınan “ZENNE”; muhafazakâr bir ailenin çocuğu olan Ahmet, renklerini gizlemekten sakınmayan ve İstanbul’un dans kulüplerinde zennelik yapan Can ile Türkiye’nin değer yargılarını çok iyi tanımayan Alman fotoğrafçı Daniel’in evrensel dostluk hikâyesini anlatıyor. Film, bu sıradışı üçlünün öyküsünü, ‘aile kafesleri’, ‘töre kuralları’ ve 2008 yılına kadar eşcinsel erkeklere evrensel insan haklarına aykırı şekilde uygulanan askerlikten muafiyet prosedürleri üzerinden ele alıyor.

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, SİYAD Ulusal En İyi Film, En İyi İlk Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tilbe Saran), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Erkan Avcı) ve En İyi Görüntü Yönetmeni (Norayr Kasper) ödüllerini alan “ZENNE”; daha sonra 17-24 Kasım 2011 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen Türkiye’nin ilk “LGBT” festivali Pembe Hayat KuirFest’te ise “açılış filmi” olarak gösterildi.


https://www.facebook.com/events/325369914162791/




13 Aralık 2011 Salı

“Bir travestiyle ne işim olur?”
13 Aralık 2011
Haber: Kaos GL

MorEl LGBTT aktivisti bir kadının uğradığı saldırı sonucu suç duyurusunda bulunmasıyla açılan davanın ilk duruşması 13 Aralık Salı günü sabah 9.30’da Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Davayı LGBT ve Kadın örgütleri izledi.
MorEl LGBTT aktivisti bir kadının uğradığı saldırı sonucu suç duyurusunda bulunmasıyla açılan davanın ilk duruşmasında sanık R.A. suçlamaları kabul etmedi ve suçlamalara “Bir travestiyle ne işim olur?” diyerek tepki gösterdi.
Davayı izlemek üzere Eskişehir’de bulunan Kaos GL’denSeçin Varol, “Davalı bu davada tutuksuz yargılanmakta ancak başka bir davadan şu anda tutuklu bulunmakta, Şubat ayına kadar cezası var, arkadaşımızı ölümle tehdit ediyor, başka zarar verdiği kişiler de var ama onlar korktukları için şikayetçi olmaktan vazgeçmişler” dedi.
MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu’ndan Ozan Gezmiş kaosgl.org’a şu açıklamalarda bulunmuştu:
"Arkadaşımızın maruz kaldığı taciz ve tecavüz, trans kadınlara yönelik şiddetin Eskişehir’de en görünür hali oldu. Tecavüzcü şahsın bu ilk ve son saldırısı değil. Daha öncesinde bir çok eşcinsel ve trans bireye Eskişehir’de saldırılarda bulunmuş, şantaj ve tehditle korkutmuş, saldırganın kimliği çok uzun bir zamandır bilinmesine rağmen kişiler şikayetçi olmadığı için bir şey yapılamıyordu. Son yaşanan olaydan sonra şikayetçi olunmasıyla aslında tüm bu şiddet de görünür oldu. Bu nedenle herkesin desteği çok önemli. Bu basit bir dava değil, hayatın her alanında şiddetle mücadele eden tüm LGBT bireylerin ’artık yeter!’ diye haykırdıkları, onurlu bir yaşam davası."
Dava adli tıp raporlarının beklenmesi ve davalının bir başka dosyasının incelenmesi gerekçesiyle 29 Mart 2012’ye ertelendi. 
Davada MorEl, Kaos GL ve Pembe Hayat ile birlikte kadın hakları ve insan hakları örgütlerinden temsilciler de hazır bulundu.


Fotoğraflar: Seçin Varol



11 Aralık 2011 Pazar

Vicdanın Bedeli Ne Kadardır?


Yazı: Ozan Gezmiş/ Kaos GL
22 Kasım 2011

Vicdani ret kavramı ile kuşkusuz yeni tanışmıyoruz ancak birdenbire ülke gündemine oturmasını ve aynı hızla da gündemden düşürülmeye çalışılmasını benzer bir şaşkınlıkla izler hale geldik. Gündemlerin suniliğinde arada heba edilemeyecek kadar önemli bir konu hiç şüphesiz vicdani ret…
 
Vicdani ret kavramını genel olarak dini, ahlaki ya da politik nedenlerle “zorunlu askerlik hizmeti”ni reddetme durumu olarak tarif edebiliriz. Kadın ya da erkek olmanızın askerliği ve onunla ilişkilenen kurumları reddetmenizde bir engel teşkil etmediğini de belirtmek gerek. Zira kadın vicdani retçilerden biri olan Özlem Mollamehmetoğlu 2007 yılında reddini açıklarken “Elimin hamuruyla doğaya ve insanlığa karşı işlenen tüm suçlara ortak olmayı reddediyorum*” ifadesini kullanmıştı.
 
Bundan hemen hemen iki yıl önce zorunlu askerlik “görevi”ni yerine getirmiş biri olarak vicdani ret konusunda boynumun bükük olduğunu söylemeliyim ancak militarizmin her yönden kuşattığı hayatımı bu cendereden çıkartmak için vicdanım reddetmesine rağmen askere gittim. Birçok açıdan “şanslı” denebilecek bir askerlik yapmış olmama rağmen teslimiyet hissi hala içimden çıkartamadığım bir ağırlık…
 
Kışladan içeriye adımımı attığımda soluğumun kesildiğini hiç unutmuyorum. Sorgulamalarıma, gel gitlere, kafa karışıklıklarıma rağmen askerliğin benim için somutlaştığı o an tam bir boğulma anıydı. Artık “içeride” idim. Hayatımda hiç var olmayan bir kavramla tanışmıştım: içeri ve dışarı…
 
Her şeyin muazzam bir süratle gerçekleştiği ve durup soluklanmaya fırsat bulamadığım maraton başlamıştı. İnsandan çok tutsaktım artık. Bir suçum vardı ve ceza çekiyordum sanki ama suçumuz neydi, bu neyin cezasıydı, diyetiydi bilen hatta sorgulama cesareti duyan kimse yoktu. Kalabalık fobisi olmayan ben aynı üniformalı yüzlerce adamla birlikte şimdi daha çok korkuyor ve adeta boğuluyordum. İlk haftamda bir gün sabah kahvaltısı sırasında “ölüm” korkusuyla panik atak krizi geçirirken anladım aslında buradan çıkmak sandığımdan da zor olacaktı...
 
Kaçmak için çok plan yaptım, komutanıma gidip eşcinselim ben demeyi de düşündüm ama hep engelledim kendimi çünkü içeriden sağ çıkmak, çıkabilmek artık hayatta ki tek arzumdu. Zaman geçti, ben uyuştum ve kanıksadım sonra birçok şeyi ve “sağ” çıktım içeriden bir sene sonra nihayet…
 
Bunları yazmaktaki amacım aslında kimseyi daha çok korkutmak değil sadece nasıl ve ne türlü olursa olsun zorunlu askerliğin suçu belli olmayan bir ceza olduğunu anlatmak. Hukukun en meşhur kaidesi olan suçsuz ceza olmaz anlayışı içine olası ölümün girdiği yerde “dışarı”da kalıyor ve içeriden sağ çıksanız bile anılarınızda yaşıyor; “ölüm” ve “korku”
 
Bugün bedelli askerlik konusunda Başbakan açıklama yapacak ve kimlerin ne kadar parayla askerlikten kurtulacağını kamuoyuna duyuracak, ancak zorunlu askerlik devam edecek diyecek. Ölüm korkusuyla bir hayat bedelini ödeyenler hariç her erkeğe zorunludur diyecek, diyecek ama ya vicdanın bedeli? Onu da açıklayacak mı dersiniz?
 
Elimin hamuruyla reddediyorum! : http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=1177   


29 Kasım 2011 Salı




POZİTİF BAK!
HIV VE AIDS HEPİMİZİ İLGİLENDİRİR.

                        
HIV / AIDS Değil, Önyargı Öldürür!

Merhaba MorEl Dostları :) 

1 Aralık Dünya AIDS Günü yaklaşıyor. Eskişehir'den; Kızılay, Gönüllü Toplum Hizmetler Kulübü, MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Deneyimsel Eğitim Merkezi, Gençlik Danışma Birimi, Kent Konseyi Gençlik Meclisi gibi örgütlerin katkılarıyla bir dizi etkinlik yapılacaktır. 

                                                
                                      “Erken Tanı Hayat Kurtarır! Korku Değil, Bilmek Seni Yaşatır!”

Erken teşhis, korunma, HIV/AIDS'le yaşama, önyargılar, bulaş yolları gibi konularda bilgilenmek için, gün boyunca açık olacak standlarımıza ve yapılacak etkinliklerimize herkesleri davet ediyoruz. Kondom ve Up & Down'da yapılacak HIV Party ücretsiz girişler için biletleri standlarımıza gelerek alabilirsiz :)

*PARTİ BİLETLERİNİ STANDLARIMIZDAN ALABİLİRSİNİZ!

1 Aralık Program:

      10:00 – 15:30 saatleri arasında Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü ve Tepebaşı Gençlik Merkezi’nde standımız açık olacaktır. Üreme Sağlığı konusunda uzman arkadaşlarımızdan bilgi ve broşür alabileceksiniz.

      10:00 – 17:30 saatleri arasında Espark, Kanatlı ve Adalar’da standımız açık olacaktır. Üreme Sağlığı konusunda uzman arkadaşlarımızdan bilgi, broşür ve kondom alabileceksiniz.
  
      16:00 – Hamamyolu YKM’nin önünde yapılacak olan basın açıklamasından sonra Adalar’a yürüyüş gerçekleştirilecektir.

      18:00 – Espark’ın 222 yönünde, gökyüzüne kırmızı fener uçurma eylemi yapılacaktır.
  
      19:00 – Kent Konseyi salonunda ‘Philedelphia’ film gösterimi olacaktır.

      22:30 – Up&Down’da HIV Party (90s, 80s) olacaktır.
      
       *PARTİ BİLETLERİNİ STANDLARIMIZDAN ALABİLİRSİNİZ!









MorEl Kadınları Gökkuşağı Renkleriyle Sokaktaydı!



25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü dolayısıyla bir araya gelen kadınlar, kadın cinayetleri son buluncaya kadar mücadele sözü verdi.


Eskişehir Kadın Platformu, kadın cinayetlerine karşı yürüttükleri kampanyayı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü’nde de devam ettirdi.

Yediler Parkında buluşan kadınlar, Hamam yolundan Adalar Migros önüne kadar sloganlarıyla yürüdüler.

EDKP (Eskişehir Demokratik Kadın Platformu) üyesi Gül Demir grup adına açıklamasında ise şunları söyledi: 

Diktatörlüğe karşı mücadele veren Mirabell kardeşler Dominik Cumhuriyeti’nde, 51 yıl önce bugün arabalarından zorla indirildi, tecavüze uğradı ve işkence ile öldürüldü. Kelebeklerin bedeni bir uçurum kenarında bulunduğundan beri 25 Kasım kadına yönelik şiddetle mücadele günü olageldi.

51 yıl sonra bugün biz kadınların hayatları hala uçurum kenarında!

Ataerkil sistemin kadını sömüren, ezen tarihi, kadına yönelik şiddetin de tarihi aynı zamanda!”

Açıklamada, sığınmaevlerinin yetersizliğine dikkat çekilirken, trans kadın cinayetlerinin de arttığı, eşcinsellere yönelik nefret cinayetlerinde "haksız tahrik" indirimi uygulandığı ifade edildi.

“Erkek Vuruyor Devlet Koruyor, Biji Biratiye Gelan, Trans Cinayetleri Politiktir, Susma Haykır Lezbiyenler Vardır, Kadın Düşmanı AKP, Kadının Beyanı Esastır, Kadınlar Savaş İstemiyor” sloganlarıyla süren yürüyüş, basın açıklamasından sonra sona erdi.


Eskişehir Demokratik Kadın Platformu’nun “Yasta Değil İsyandayız,Tüm Kadın Cinayetlerinin Hesabını Soracağız!” başlıklı basın açıklamasının tam metni:

Erkek egemen sistem  kadın bedeni, kimliği üzerinde kurduğu baskı ve kadın sömürüsü sayesinde binlerce yıldır hala ayakta, kapitalist sistemle işbirliği sayesinde gün be gün güçleniyor.

Ev içinde babamızdan, ağabeyimizden, kendi isteğimizle ya da zorla evlendiğimiz erkeklerden, sokakta, toplu taşıma araçlarında, kampüste, kız çocuğunun gece dışarıda işi ne denilerek kapatıldığımız yurtlarda, kadından akademisyen olmaz denilerek üniversitelerde, cam tavanların yükseldiği ofislerimizde, sınıfta, sıralarımızda bazen öğretmenlerimiz tarafından, bekaretin sorgulandığı jinekoloji muayenehanelerde doktorlardan, ses çıkardığımızda polislerden şiddet görüyoruz an be an.

Giydiklerimiz, cinsel kimliğimiz, cinsel yönelimimiz, sokakta bulunduğumuz saat, kiminle olduğumuz, boşanmak istememiz, çalışma isteğimiz, tuzluğu istememiz öldürülmemiz için bahane olabiliyor!
Mirabell kardeşleri de Ayşe Paşalıyı da, Pippa Bacca’yı da, Sevim Zarif’i de, Münevver Karabulut’u da, Öznur Uluişden’i de öldüren erkekti! N.Ç'ye tecavüz edenler erkekti!
Dövülen, taciz, tecavüz edilen, katledilen kadınlar... Dövizlerimize taşıdığımız yüzler gün be gün artarken yargı haksız tahrik indirimleri ile kuşa çevrilen cezalarla erkek katilin sırtını sıvazlıyor, medya onları haklı çıkarmak için hikâyeler uyduruyor.
Erkeklerin öldürdüğü kadınların sayısının son 7 yılda %1400 arttığını adaletsizliğin en büyük neferi olan adalet bakanlığının verilerinden öğreniyoruz..!
İçinde bulunduğumuz 2011'in ilk sekiz ayında erkekler 179 kadını öldürdü, 71 kadına tecavüz etti. İstatistiklere göre Türkiye’de her 10 kadından 4ü fiziksel ve cinsel şiddete uğruyor. Şiddete maruz kalan kadınların %48 i ise bunu kimseye söyleyemiyor.
Erkek tüm bu şiddetin, vahşetin baş öznesi, devlet ve yargının tüm bunlara tavrı ne pekiyi?
Kadının birey olarak sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşamasının devlet tarafından anayasal olarak güvence altında olması yalnızca kağıt üstünde kalıyor!
Devlet ve yargı şiddet görenin değil, şiddeti uygulayanın yanında. Cezalandırmak bir yana, bütün yargı kurumları yalnızca katilleri değil tecavüzcüleri de türlü türlü gerekçelerle koruyor. Yargıtay 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.'nin tecavüzlere rızası bulunduğu ve her  şeyin farkında olduğu gerekçesiyle tecavüzcülere en alt sınırdan ceza veriyor!  Davada tecavüzcülere 1 ile 4 yıl ceza verilen davacı 2 kadına iffetsiz yaşam sürdükleri gerekçesiyle 9 yıl hapis cezası veriliyor. Tecavüzün kendisini ''iffetsizlik'' ten saymayan yargı, diğer kadınları iffetsiz bulabiliyor. Yargı da toplum gibi namus, iffet gibi kavramları kadın bedeni üzerinden şekillendiriyor. Tecavüz kurbanlarıyla kendini aynı kefeye koymaya çalışan yargıtay hakimi, kendini mağdur ilan ediyor; "ben de N. Ö.'yüm" diyebiliyor. Evet, siz tarihe geçecek olan bu cezayı vererek, tecavüz faillerini koruyan hâkim N. Ö. sünüz, ama adınızı kısaltmak suçunuzu unutturamaz Nadir Özsoy! Hâkimler ve Savcılar Yüksek  Kurulu toplantılarında kadınların mücadeleleri sonucunda kaldırılan  "mağdurun tecavüzcüsüyle evlendirilmesi"ni içeren 434. madde konuşuluyor. Gerekçe olarak ise işlerin azaltılması gösteriliyor. Adli tıp kurumu tecavüz durumunda başvuranları aylarca, yıllarca bekletiyor, daha sonra kadının tecavüzden, tacizden etkilenmediğini söyleyerek, yine erkeği koruyor.
Adalet bakanlığı, tüm yargı organları, polis, aile ve sosyal politikalar bakanlığı, kadınların yaşadığı tüm taciz, tecavüz ve cinayetlerde erkeğin suç ortağı konumundadır. Elimizde Kadının Beyanı esastır ilkesi, anayasal güvence altında alınana kadar tüm erkeklerin ve suç ortağı sistemin karşısında mücadelemizi sürdüreceğiz.
Erkeklerin binlerce yıldır sürdükleri şiddetin belki en görünür hali savaşlar! Kadınlar bir yandan militarizmin altında ezilirken, bir yandan erkek şiddetine maruz kalıyorlar. Türkiye'de Kürt kadınları erkek egemen sistemin ve yıllardır süren savaşın yarattığı şiddet ve korku ortamında yaşamaya çalışıyorlar! Kürt kadınları yaşadıkları topraklardan zorla göç ettirildiler, anadillerini konuşamadılar, eğitim imkanlarından yoksun bırakıldılar, etnik kimlikleri yüzünden aşağılandılar,  temsilcileri topluca hapsedilirken, dışarıda kalan  BDP'li kadın milletvekillerine 'taş kalpli caniler' diyen başbakan Kürt kadınlarının tüm acılarını görmezden gelebilir, ama biz unutmayacağız!
Akademi birçok kadın için kurtuluş hayali gibi görünse de ne kurtarılmış kadınların ne de iktidarından sıyrılmış erkeklerin mekânı! Kadınlar kampus içinde de şiddetin her türlüsüne maruz kalıyorlar, başvurabilecekleri birim bulamıyorlar. Başvurduklarında ya beyanları esas alınmıyor ya da yaşadıkları şey örtbas edilmeye çalışılıyor. Kampuste şiddet, taciz durumunda kayıp olan özel güvenlik personeli politik kadınları göz hapsinde tutuyor, psikolojik baskı altında tutmaya çalışıyor.

Türkiye'de her gün 3 kadın öldürülürken, iktidar bizim için kadın ailenin bir parçasıdır, aile sevginin geliştiği yerdir diyor. Erkeklerin sevgisinin öldürdüğü kadınlara dair haberleri medya ''bir kadın cinayeti daha..'' diye başlayarak sunuyor mukterin tarafını tutuyor.taciz, tecavüz haberlerini hikayeleştiriyor ve toplumun gerçeklik algısıyla oynuyor. Medya insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmak şöyle dursun, erkek yargı ve devletin alenen piyonu durumundadır.

Kapitalizmin krizler döneminde kadınlar için istihdam daha düşük ücretler, güvencesiz çalışma ve bakım emeğinin bütün yükünü üstlenerek çalışma oluyor. Patriyarkal kapitalizm ev eksenli çalışmayı mahalle, kasaba küçük kent ölçeğinde örgütlüyor ve böylelikle az gelişmiş ülkelerdeki ucuz, esnek ve güvencesiz kadın emeğini iş gücü piyasasına dahil ediyor. Öte yandan serbest bölgelerde, hizmet sektörünün en alt basamaklarında ve uluslararası ölçekte örgütlenmiş olan fuhuş sektöründe çalışan kadınlar ise, aileden özgürleşirken kendilerini güvensiz, güvencesiz, şiddet ve aşağılanmayla örülü bir yaşamın içinde buluyorlar. Kısacası, kadınların büyük çoğunluğu için, kapitalizmin günümüzdeki neoliberal politikaları daha çok şiddet, daha çok karşılıksız ev ve bakım emeği, aileye ve kocaya daha çok bağımlılık anlamına geliyor.

Son 10 yıl içerisinde her anlamda geliştiği ve 3. Dünya devleti olmaktan çıktığı, sıklıkla beyan edilen Türkiye'de, 2023 vizyonu dünya markası sloganı henüz gündemdeyken, kadınların talepleri görmezden gelinmeye devam ediyor. Talep ettiğimiz Kadın bakanlığı kurulmazken aileden ve kadın'dan sorumlu devlet
bakanlığı kaldırılarak yerine  aile ve sosyal politikalar bakanlığı kuruldu. Artık bakanlıklar içinde kadının adı yok! Başbakan kadın'ı aileden ayırmıyoruz tavrı, Aile ve Sosyal politikalar bakanlığının politikalarına da yansıyor. Bakanlık kadına yönelik erkek şiddetini, aile içi şiddet olarak tanımlayarak ailede şiddeti erkeğin uyguladığı gerçeğinin üstünü devlet eliyle örtüyor. Kadına yönelik baskının bir devlet politikası şeklinde uygulandığını başbakanın 3 çocuk doğurun söylemiyle kadın bedeni ve doğurganlığı üzerine denetim kurma isteğini açığa vuruyor. Muktedirin ve onun bakanlığının kadına yönelik şiddet vakalarının çoğunluğuna sessiz kalması, devlet erkanının kadını korumak bir yana erkek şiddetini teşvik edişinin kadına yönelik şiddet vakalarının artışındaki payı büyük.

 Türkiye'de kadın cinayetleri her geçen gün artarken, hem sayısı hem de verdikleri hizmetler yetersiz olan sığınmaevleri, kadınların can güvenliğini sağlayamıyor. Türkiye’de toplam sığınma evi sayısı sadece 79 ve bunlarda fiziksel koşullar, düzenli psikolojik destek ve sığınmaevi sonrası hayatları için yasal ve sosyal rehberlik yetersizdir.Her 7500 nüfusa 1 sığınma evi taahüt eden hükümetin samimiyeti ortada!
 
 Devlet ve yargının erkeğin yanında yer alışı, bakanlıktan adımızın çıkarılması, yaşadığımız fiziksel, psikolojik, ekonomik şiddet hiçbirini kelimesini sildim!  gücümüz yettiğince haykırmamıza engelleyemeyecek. Kadının beyanı esas alınana, bedenimiz, kimliğimiz üzerindeki baskı kalkana kadar, en çok kadınları ezen kirli savaş son buluncaya kadar sokaklarda olacağız!. Dayanışmayla her gün güçlenerek, erkek şiddetine karşı mücadele etmeyi sürdüreceğiz!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu

Fotoğraflar: Ozan Gezmiş / Eskişehir


24 Kasım 2011 Perşembe

MorEl Eyleme Çağırıyor!



Merhaba MorEl Dostları;
 
Yarın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü!
 
Eskişehir Demokratik Kadın Platformu'nun bileşeni olan MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu kadınları, yarın Yediler Parkı'nda başlayıp Adalar'da son bulacak yürüyüşe tüm kadınları davet etmektedir.
 
Tacavüz, şiddet, nefret ve taciz suçlarına karşı ses çıkarmak için tüm lezbiyen, biseksüel ve trans kadınları aramızda görmek bize güç katacaktır.
 


Tarih: 25 Kasım Cuma
Yer: Hamamyolu Yediler Parkı
Saat: 18:00