Translate

25 Kasım 2009 Çarşamba

“Kabahatli Değil, LGBTT’yiz!”

İstanbul ve Ankara’da LGBTT örgütleri, Türkiye’de travesti ve transseksüellere karşı giderek artan nefret cinayetlerinde ‘düzenin rolü’nü tartıştı.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinden dolayı Travesti ve Transseksüellerin hayatın her alanında ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldığını hatırlatan İstanbullu LGBTT’liler, düzenin yarattığı nefrete karşı örgütlü olduklarını ve haklarını alana kadar mücadele edeceklerini vurguladı.

Travesti ve transseksüeller için de bir açılım başlatılmasını talep eden İstanbul LGBTT ve EHP’liler, ötekileştirme politikalarının derhal son bulmasını istedi.

‘Düzenin Nefretine Karşı Örgütlüyüz’

İstanbul’da, Başka Kültürevinde travesti ve transseksüellere karşı giderek artan nefret cinayetlerini masaya yatıran İstanbul LGBTT Girişimi, EHP’li LGBTT’liler ve Kadın Kapısı Derneği yöneticileri, halkı her gün polis şiddetine maruz kalan ve sistemin dayatmasıyla katledilen transseksüellere sahip çıkmaya çağırdı. Şiddete karşı tüm toplumu sessiz kalınmaması yönünde duyarlı olmaya çağıran LGBTT’liler, yaşadıkları baskıları örnek vererek Türkiye’de Transseksüel olmanın zorluklarını tüm çıplaklıyla ortaya koydu.

LGBTT Cinayetleri Politiktir!

İstanbul LGBTT Girişimi kurucularından Ebru Kırancı ve Demet Demir, EHP LGBTT’den Elif Karan ve Kadın Kapısı projesi danışmanı Şevval Kılıç’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde, kendi yaşantılarından örnek vererek transseksüellerin Türkiye’de yaşadığı baskılar vurgulandı. Açılış konuşmasını yapan İstanbul LGBTT Girişimi Kurucularından Ebru Kırancı, katledilen transseksüel Rita Hester’ın vahşice öldürüldüğü bugünde, travesti ve transseksüel cinayetlerinin politik olduğunu söylemek için buluştuklarını belirti.

Namus cinayetlerine karşı ceza indiriminin kaldırılmasına rağmen transseksüelleri öldürenlerin ya hiç ceza almadığını ya da mahkemede verdiği ifadelerle cezasının indirilip bir kaç sene yatıp çıktığına dikkat çeken Kırancı, Türkiye’de travesti ve transseksüellerin katledilmesinin devlet tarafından adeta ödüllendirildiğini vurguladı.

Bu baskının transseksüellerin artık evinden dışarı çıkamama boyutuna vardırdığına dikkat çeken Kırancı, düzen tarafından körüklenen nefret cinayetlerin ve söylemlerin son bulması için öncellikle yasalarda köklü değişikler yapılması gerektiğini altını çizdi. Kırancı, Anayasanın 10’uncu maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin eklenmesini, transseksüellerin çalışabilmesi için kota uygulanmasının kaldırılmasını ve nefret cinayetleri işleyenlerin ömür boyu hapse mahkûm edilmesini istedi.

‘Biz Varız, Buna Alışın!’

LGBTT mücadelenin travesti ve transseksüellerin polis tarafından Eskişehir’e sürgün edilmesine tepki olarak yapılan açlık grevleriyle başladığını hatırlatan İstanbul LGBTT Girişimi Kurucularından Demet Demir, bu grevden sonra kendilerine yönelik baskı ve şiddetlerin azaldığını ama bu son 5 sene içerisinde şiddetin yerini cinayetlere bıraktığına dikkat çekti. Katledilen yüzlerce arkadaşlarının adına hakları için hiç bir zaman geri adım atmadıklarını belirten Demir, bugün dünden daha çok örgütlü olduklarını dile getirdi. Cinayet zanlılarının yakalandığı zaman “Ben onu kadın zannetmiştim. Bana jigolo dedi ya da pasif ilişkiye girmemi istedi” bahanelerini öne sürerek cezalardan kurtulduklarına dikkat çeken Demir, birçok katilin bu cinayetleri transseksüellerin para veya eşyalarını çalmak adına işlediklerini de söyledi.

Buna karşın toplumda transseksüellere karşı yaratılan nefret imajı yüzünden katillerin alkışladığını da belirten Demir, düzenin yaratığı nefret zihniyeti değişmedikçe insan haklarından söz edilemeyeceğini vurguladı. 1999 depreminde bile suçlandıklarına dikkat çeken Demir, ‘Resmen, Marmara bölgesinde çok travesti ve transseksüel olduğu için deprem oldu” gibi şeyler söyleyenler oldu, düşünebiliyor musunuz? Bizleri canavar olarak lanse etmekten vazgeçsinler. Biz varız ve var olacağız buna alışın” diye konuştu.
1996’dan beri AİDS’e karşı ve seks işçilerinin hakları için mücadele ettiklerini belirten Kadın Kapısı danışmanı Şevval Kılıç, son 5 yılda transseksüellere karşı insan ihlalleri gündeme geldiği için çalışmalarını bu yöne çevirdiklerini dile getirdi. Polis şiddetinin, halkın uyguladığı şiddeti geçtiğine dikkat çeken Kılıç, bu baskılar son bulana kadar mücadelede aktif bir biçimde yer alacaklarını duyurdu.

EHP LGBTT Genel Yardımcısı Elif Karan ise, İstanbul’da 3 aydır yürütülen örgütlü mücadeleyle bir şeylerin değişebileceğini bir kere daha gördüklerini ifade etti. Artık Beyoğlu’ndaki polisin rahatça ceza kesemediğini dile getiren Karan, bu yüzden, sadece şikâyet eden bir örgütleme değil, toplumsal yapılanmayı değiştirmeyi hedefleyen bir mücadele yürütülmesinin önemli olduğunu vurguladı. Medya’yı da yanlarına alarak erkek egemen sistemin yarattığı nefret politikalarına karşı artık örgütlü olduklarını duyuran Karan, nefret cinayetlerine karşıyız ve mücadeleyi daha da büyüteceğiz” dedi.

‘TC devleti sapına kadar Türk, Sünni ve erkek’

‘20 Kasım Nefret Suçu Kurbanları Trans Bireyleri Anma Etkinleri’ kapsamında Pembe Hayat Derneği bir panel düzenledi.

Petrol-İş Sendikası konferans salonunda gerçekleşen panele çok sayıda demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisi katıldı. Panelde LGBTT bireylerin (Lezbiyen, Gey, Bikseksüel, Travesti ve Transseksüel) maruz kaldıkları şiddete ve ölümlere dikkat çekildi.
Alevi Enstitüsü adına konuşan Dr. Ali Murat İrat, Türkiye’deki devletin sapına kadar Türk, Sünni ve erkek olduğunu ifade ederek, "Türkiye’nin bütün sapkınları birleşin" diyerek şiddete karşı şiddet mağdurlarının bir araya gelmesini önerdi.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! hareketinden konuşmacı olarak katılan hukukçu Hüseyin Öntaş, "Bütün nefret suçları önyargı, yaftalama, tipikleştirmeden doğar. Suç işleme ise öteki insana insan olarak değil müstahak olarak bakılmasından kaynaklanıyor" dedi. Irkçılığın ve ayrımcılığın kibirlik hastalığından doğduğunu ifade eden Öntaş, bu hastalıkla itilaf yöntemiyle değil karantina altına alınarak, teşhir edilerek mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.

Demokratik Toplum Partisi (DTP) Ankara İl Başkanı Songül Erol Abdil ise parti olarak yaptıkları çalışmaları anlattı. Abdil, "Geçen yıl yüzde 40 olan kadın kotasının ismini partimizde uzun yıllar çalışmış olan travesti arkadaşımızın önerisiyle cinsiyet kotası olarak değiştirdik. Anayasayı da değiştirmemiz lazım. Toplumun tüm ezilenleri bir araya geldikçe bu anayasayı değiştirecek güce kavuşacağız” diye konuştu.
BriGün / Zeynep KURAY & Cihan ELİGÜZEL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder