Translate

24 Ocak 2009 Cumartesi

Gerekçeli Karar: “Teşvik etme, kapatırım!”


Lambdaistanbul Derneği’nin kapatılmama kararına ilişkin Yargıtay’ın gerekçeli kararı nihayet açıklandı. Açıklandı ama bir sürü yeni tartışma konusunu da beraberinde getirdi.

Masal gibi uzadıkça uzayan bu süreç, İstanbul’da örgütlenmeye ve hakkını aramaya çalışan lgbtt bireylerin dayanışma derneği Lambdaistanbul hakkında bundan uzun uzun zaman önce kapatılması için açılan ilk davayla başladı. Kapatıldı, kapatılmadı derken tam bir muammaya dönüşen bu davaların kararları da mistik efsaneler şeklinde dilden dile yayıldı. LGBTT kimselerin sadece büyük şehirlerin karanlık arka sokaklarında geceleri ortaya çıkıp zavallı Türk ailesinin ahlakını bozduğundan tutunda yine bu LGBTT kimselerin aslında oldukça küçük bir azınlık olmasına karşın eğer örgütlenmelerine izin verilirse azınlığın çoğunluğa tahakkümü sonucu çocukların ve gençlerin özgürlüklerini ellerinden şekerlerini alır gibi çalacağına kadar bir sürü efsane…

İstanbul senin Ankara benim dava dava gezen lgbtt aktivistleri de her gün eskisine bir yenisi eklenen efsaneler arasında gel git yaşadı. Artık en son Ankara’da Yargıtay’da dava görülüp de reddedilince yani derneğimiz kapatılmayınca derin bir nefes aldık ve tüm bu şehir efsanelerinin gerçek olmadığı sonunda anlaşıldı dedik ama erken konuşmuşuz. Meğerse Yargıtay gizemli büyücü Merlin’e danışmış ve birkaç efsane daha duymuş. Bunları da gerekçeli karara yazıvermiş. Halbuki biz, bilim insanlarının raporlarını sunmuştuk her seferinde ve akademisyenler bunu bunu diyor demiştik. Görülüyor ki kar etmemiş çok fazla ve bilim insanları bazı noktaları eksik bırakmış olacak ki efsanelere yeniden ihtiyaç duyulmuş. Ortada o kadar uzman raporu olunca birazcık da olsa etkilenilmiş tabiki. “Cinsel kimlik veya cinsel yönelim kişilerin kendi istemleri ile seçtikleri bir olgu olmayıp, doğuştan ve yetiştiriliş tarzından kaynaklanan ve kişilerin istemeyerek karsı karsıya kaldığı bir olgudur. Bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de LGBTT sözcükleri ile tanımlanan farklı cinsel yönelime sahip kişilerin varlığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Kişilerin kendi istemi dışında gerçeklesen böyle bir cinsel yönelime sahip olması ya da bu gibi kişileri tanımlayan sözcüklerin kullanılması ahlaksızlık olarak nitelendirilmeyeceği gibi, kanunlarımızda da yasaklanmamıştır. Hal böyle olunca derneğin adında ve tüzüğünde LGBTT sözcüklerinin kullanılmış olmasının hukuka ve ahlaka aykırılığından söz edilemez.” İlk okunduğunda oldukça iyi ve doğru gerekçelendirilmiş gibi gözükse de aslında önemli bir ayrıntı barındırıyor. 3 sayfalık tüm karar metninin belki de en iyi paragrafı olmasına karşın “yetiştiriliş tarzından kaynaklanan” ve “Kişilerin kendi istemi dışında gerçekleşen böyle bir cinsel yönelime sahip olması…” ifadeleri “ne yapsınlar, böyle olmaları ellerinde değil” gibi ikincileştirici, küçültücü bu vurguya sahip. Yine de dediğim gibi tüm kararın en iyi kısmı bu. Okudukça keşke tüm karar bundan ibaret olsaymış diyor insan.

Kararın az önce bahsettiğim sanki bilimsel bir gerçeklikten bahsediliyormuş gibi olan en vahim kısmı ise şöyle; “Toplum genelinde ahlaksızlık olarak nitelenen olgu LGBTT olma ve bu sözcüklerin kullanılması değil, bu kişilerin yaşam tarzı ile diğer kişilerin LGBTT ye teşvik edici davranışlara yönlendirilmesidir.” Yani özetle size verilen isim ya da kendinizi tanımlamakta kullandığınız isimler yani LGBTT kelimeleri ahlaksızlık değil ama sakın paçayı kurtardım sanmayın ahlaksız olan sizsiniz, sizin yaşam tarzınız denmiş ve bunu “teşvik” ediyorsunuz gibi mistik bir efsane de ileri sürülmüş. Acaba bu karara imza atanlar Objektif programıyla ilgili kaleme aldığım “Yaygınlaştırıyoruz, var mı diyeceğin!” adlı yazımın başlığını okuyup bu hisse kapılmış olabilir mi? Halbuki yazımın tamamını okusalardı, bu iddianın ne kadar asılsız bir fantezi olduğunu, bu yaklaşımlarında ayrımcılık olacağından ilerleyen kısımlarda belirtmiştim. İşin şakası bir yana da durumun vahamiyeti tüyler ürpertici…

Raporun ilerleyen bir kısmında da bu efsaneye gönderme yaparak; "Davalı derneğin ileride tüzüğüne aykırı olarak LGBTT yi özendirme, teşvik ve bu cinsel yönelimlerin yaygınlaştırması yönünde faaliyetlerde bulunması halinde az yukarıda açıklanan 30. ve 31. maddesi hükümlerinin uygulanabileceği ve feshinin istenebileceği kuşkusuzdur." ifadesi yer alıyor. Kuşkusuzdur ve nokta. Evet, başımıza her daim bela olan “genel ahlak”tan sonra yeni bir uğraş daha: “teşvik”

Neyi, nasıl teşvik edebiliriz gibi bir tartışmaya girmenin anlamı bile yok ama lgbtt olmayı teşvik ettiğimi nasıl iddia edecekler onu merak ediyorum. Neler “teşvik” sayılır, neler sayılmaz? Kendini tanımlamakta zorlanan bir bireye cinsel yönelimlerin ve cinsiyet kimliklerinin neler olduğunu ve kendisini tanımlamakta rahat hissetmesi gerektiğini söylediğimde ve kişi örneğin bu konuşmanın ardından “eşcinsel” olduğunu kabullendiğinde bu kişiyi “teşvik” mi etmiş olacağım. Televizyonda hakkımı aramak için konuştuğumda, sokakta eylem yaptığımda v.b birilerini “teşvik” mi ediyor olacağım? LGBTT dernekleri bilgilendirici seminerler düzenlediğinde, çağırıcı olduğunda “teşvik” mi ediyor olacaklar? Bu nedenler gerekçe gösterilip derneklerimizin kapatılması “kuşkusuz” mümkün mü olacak peki?

21.yy’da bu ülkedeki tüm kurum ve kuruluşlar artık masallarla, efsanelerle vakit geçirmemelidir. Asılsız efsaneler üretmek ve bunları karar haline getirmek hukukun bir görevi olamaz. Bilimsellik, bilimsel olan her zaman referans olmalıdır. Tüm kurum ve kuruluşlar bilimsel, özgürlükçü ve demokratik davranmalı, bu yönde kararlar almalıdır. Teşvik ettin, yaygınlaştırdın, baktın, gördün, okudun diye insanlarla uğraşmak yerine ayrımcılık yaptın, şiddet uyguladın, işkence yaptın ve suç işledin demek her zaman asli bir görev olmalıdır!

Ozan Gezmiş

15 Ocak 2009 Perşembe

MorEl Fanzini 3. sayısı için yazılarınızı bekliyoruz!

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu'nun yayını olan "MorEl Fanzini" yeni sayısı için sizlerin yazılarınızı bekliyoruz!

MorEl Fanzini 3. sayı dosya konusu: "LGBTT Kültür"

Lezbiyen, gey, biseksüel ve/veya trans bir kültür var mıdır, yok mudur ya da olmalı mıdır? Cinsel yönelimlerimizi ve cinsiyet kimliklerimizi bir kültürle mi var ediyoruz? LGBTT kültürün hayatımızı yansımaları neler? Heteroseksüel kültürden ne kadar etkileniyor, ne gibi sıkıntılar yaşıyoruz?

15 Şubat 2009 Pazar gününe kadar morel.eskisehir@gmail.com adresine dosya konusu ile ilgili 1000 sözcüğü(yaklaşık iki A4 sayfası) geçmeyen yazılarınızı bekliyoruz!

Benim söyleyecek sözüm çoook ama dosya konusu dışında diyorsan, 1000 sözcüğü geçmeyecek şekilde istediğin deneme, makale, öykü, şiir v.b yazını bize yollayabilirsin. Dosya konusu dışında gelecek yazılarınıza da fanzinde yer vermeye çalışacağız.

Son olarak istediğin ismi kullanarak yazılarını yollayabileceğini de unutma :)

Hep dedik yine diyoruz; "Göreceğiz, Duyacağız, Konuşacağız!"

MorEl Fanzini 2. Sayı İnternet'de!

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu'nun yayını olan "MorEl Fanzini"nin 2.sayısını internet'den okumak ve indirmek mümkün!

MorEl Fanzini'nin 2. sayısını indirmek için tıklayın!

MorEl E-Fanzini'nin ilk sayısını indirmek için ise tıklayın!
Not: İnternet hızınıza bağlı olarak fanzinin yüklenmesi biraz uzun sürebilir. Fanzini okuyabilmek için bilgisayarınızda Adobe Reader yüklü olması gerekmektedir. Fanzini açamıyorsanız lütfen link'e tıklayarak gerekli Adobe Reader versiyonunu yükledikten sonra tekrar deneyiniz.

2 Ocak 2009 Cuma

Eskişehir’de yine ve yeniden nefret ve ayrımcılık!

Ozan Gezmiş-Eskişehir

Yeni bir yıla, 2009’a çok fazla umutla girmiyordum itiraf ediyorum ama yılın bu son gecesinde sevdiklerimle birlikte eğlenerek tüm yılın verdiği yorgunluğu birazcıkta olsa üzerimden atmaktı tek amacım. Sıkıntılarımı bir an olsun unutmaktı tek istediğim, sadece unutmak…

Tam saatler 12’yi gösterdiğinde arkadaşlarımla birlikte gittiğim barda şimdilik bir tacize uğramadan eğlenebilmiş ve biraz da olsa huzurla yeni bir seneye girmiş olmaktan ötürü mutluydum, mutluyduk. Daha bir hafta önce yanımızda transeksüel arkadaşlarımızla hiçbir yere alınmadığımızı anımsadım ama bu gece yılbaşıydı dertleri anımsamak yerine her şeyi bu gece unutmayı diledim… Ama olmadı, unutkanlık bizlere göre bir şey değildi çünkü. Ne kadar unutmak istersen iste mümkün olmuyor. Ensende ağır bir nefes; nefret ve şiddet seni her yerde takip ediyor…

Başta her şey güzeldi, oldukça kalabalık olan Eskişehir’de ki “Only” adlı barda insanlar diledikleri şekilde dans ediyor, eğleniyordu. Pardon, pardon tüm insanlar değil! Heteroseksüel çiftler istedikleri gibi eğleniyordu sadece. Örneğin kadın kadına gelmiş çiftlerin etrafı yığınla erkek ordusuyla kuşatılmıştı. “Kurtarıcı” ihtiyacı var mı diyerek gerçekleştirilen “meşru” taciz gösterileri bir çeşit dans gibiydi o barda ki çoğu erkek için. Erkek erkeğe eğlenmek ise yaklaşan tehlikenin en bariz göstergesiydi. Kadın çiftlerle aşırı ilgilenmekten sanırım, ilk başlarda kutsal erkeklik erkek çiftlere saldırıya henüz geçmemişti.

Mekanın kapanmasına yarım saat kadar kala bir el kolumu oldukça sert bir şekilde tuttu ve oldukça yüksek bir sesle “Montun nerede senin?” diye haykırdı. Pardon ne montu, ne oluyor dememe kalmadı ki bu erkek gücü montumu alıp, dışarı çıkmamı emretti. Kimi, nereye çıkarıyorsun, ne yaptığını sanıyorsun demem üzerine ise uzun siyah montlu, takım elbiseli kapı güvenliği erkekler birden etrafımı sardı. Kolumu bu sefer daha sert kavramışlardı. Dışarı çıkmam hep bir ağızdan tekrar haykırıldı. Kardeşim ve arkadaşlarımla birlikte geldiğim eğlenceden mekanın kapanmasına yarım saat kala göz göre göre atılıyordum. Ben bunu yapamayacaklarını üstüne basa basa belirttiğim sırada erkek şiddeti apaçık kendini gösterdi ve bir arbede çıkması an meselesiydi. Sakin davranmanın yerinde olacağı inancıyla arkadaşlarımla beraber mekanı kendimiz terk edelim dedik ve güvenlik görevlilerinden oluşan bir etten duvarın arasından bir sürü sözlü tacizle mekanı terk ettik…

Aslında ne olmuştu, mesele neydi? Mesele benim bir erkek olarak(ya da toplumsal erkek görünümüyle) başka bir erkekle dans etmem, eğlenmemdi. Heteroseksüel çiftlerin her türlü şekilde yakınlaştığı sözde özgür eğlencenin olduğu bir mekanda anlaşılan bazılarının erkekliği tehlike altına girmişti… Kolumda şuan var olan morluk, erkekliğini sözde korumaya çalışan o garsonun ve kapı güvenliği görevlilerinin zavallılığının bir kanıtı değil mi aslında.

Peki, kim bu garson ve bu nefreti bir anlık mı? Hayır! Daha sonradan öğrendiğim gerçek oldukça korkunç. Aynı garson bir süre önce ev arkadaşını eşcinsel olduğundan şüphelendiği için hastanelik edinceye kadar dövmüş ama şikayetçi olan olmamış. Sık sık yaşanılan hastane raporu alınacak kadar şiddet durumu ama şikayetçi olun(a)mayan bir vaka…

Yeni bir yılın başlangıcında bile nefreti, şiddeti unutmak bizler için mümkün olmadı. Biz ne kadar tek taraflı unutmak istesek de, bunlar bir daha yaşanmasın desek de bu pembe gözlüklerimizin arkasından dünyayı selamlamaktan öte bir anlam ifade etmiyor çünkü nefreti üretenler ve uygulayanlar hep çok ısrarcı. Bu nedenle bize her daim mücadele düşüyor, her zaman olduğu gibi yeni bir yılda da…

19 Aralık 2008 Cuma

Yaygınlaştırıyoruz, var mı diyeceğin!


Ozan Gezmiş - Eskişehir

Birleşmiş Milletler Fransa’nın öncülüğünde dünyada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden ötürü ayrımcılığa uğrayan, öldürülen insanlara karşı devletlerin ayrımcılığı önlemeleri yolunda bir bildiriyi ilan etme hazırlığında bu günlerde. Peki insan hakları mevzu olduğunda tıpkı bu bildiride de olduğu gibi hemen hemen her zaman çekimser ve sessiz kalan Türkiye devleti şu an lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel (LGBTT) yurttaşları için ne yapıyor ya da nelerin yapılmasına seyirci kalıyor?

Dün akşam Fox TV’de yine ve yeniden “eşcinsellik tedavi edilebilir bir hastalık mı?” konusu tartışıldı. Programın hazırlanma amacı, içeriği tamamen ön yargılarla bezenmiş ‘zaten hastalık da bakalım tedavi edebilecek miyiz’ gibi bir tema üzerineydi ve saldırı niteliğinde ağır hakaretlerle bezenmişti. Program boyunca LGBTT bireylere yönelik ırkçılık her türlü şekilde gözler önüne serildi. Tabiri caizse dünya aya çıkıyor, Türkiye’de ise hep çok sevip vazgeçmediğimiz ırkçılığa devam durumu.

Bu sefer programda dikkat çeken, göz ardı edilmemesi gereken önemli bir şey de vardı. O da ilk defa ulusal kanallardan birinde öznesi olduğumuz bir konuda LGBTT örgütlerinden temsilcilere de mikrofon uzatılmış olması. İyi ki de varlardı çünkü yoksa durum ne kadar çığırından çıkardı bilinmez. “Yürüyün hepsini ‘tedavi’ edelim, öldürelim” naralarını da duyabilirdik…

Programda öncelikle çok üzerinde durulan ve kafa karışıklığı yaratılan birkaç hususu aydınlatmak lazım. Keşke orada homofobik olmayan bir psikolog/psikiyatr olsa zaten en iyi şekilde izah da ederdi. Sürekli dile getirilen mevzu ‘tamam bu durumdan memnun olanlar olabilir ancak memnun olmayanlar var, onları da değiştirip(!) dönüştürürüz(!)’ sözde tezinin savunulmasıydı. Madem öyle, gelin bilimsel verilerle konuşalım. Tedavi edildiği düşünülen kişilerin istatiki bilgilerini yayınlayın, kaçı neye dönüşmüş kamuya açıklayın! Bu kişiler üzerinde hangi akıl almaz sözde tedavi eziyetlerini uyguladığınızı açıklayın, ama ilk önce Emine Şenlikoğlu’nun da programa bağlanıp övünerek anlattığı gibi LGBTT bireylerin duygusal hislerini baskılayarak kişileri cinsellikten nasıl soğuttuğunuzu ve psikolojilerini nasıl bozduğunuzu hep bir ağızdan itiraf edin. Buna sizin oralarda ne deniyor bilmiyoruz ama burada evrensel hukukta ırkçılık deniyor.

Varoluşlarını yaşamaları önündeki sıkıntıları aşmaları için LGBTT bireylere yardımcı olması gereken profesyonel psikologlar, bunun iki çeşidi var yok bilmem kaç çeşidi var ve bir kısmını tedavi ederim ve bu tedaviyle de cinsellikten soğuturum diyemez. Bu düpedüz insan doğasına müdahaledir. Bu, bir dönem Nazi’lerin yaptığı insanlık dışı deneylerde LGBTT bireylere uygulanan elektrikli şok tedavileri(!), buzlu küvetlerde boğmaca v.b uygulamalar gibi bir sapkınlıktır ve suçtur. Evet, sapkınlık ve suç işte tam da budur! Peki nedir bu bazı psikologları eşcinseller de çeşit çeşit diyerek tedaviye götüren olgu? Yeterince araştırma yapmayan/yapamayan bu psikologlar eğer azıcık okusalar ya da gözlemleseler fark edecekler ki toplumsal baskıları hayatında çok yoğun hisseden biseksüel, gey, lezbiyen veya trans bir bireyin kendisini yanlış ve yalnız hissetmesinden ötürü yardım talep etmesi çok şaşırılacak bir durum değildir. Unutmayalım her LGBTT birey doğuştan süper bilinçle ve kabullenmeyle yeryüzüne inmiyor.

Burada göz ardı edilen diğer bir nokta ise tüm dünyada ve Türkiye’de de hep yok sayılan biseksüellerin de olduğu gerçeğidir. Biseksüel tanımsal olarak hem kendi cinsine hem de karşı cinsine yönelen kişi demektir. Yani örneğin biseksüel bir erkek bir kadına da aşık olabilir, yönelebilir ya da bir erkeğe de. Eğer sözde uzman olan kişi biseksüel bireyi hem cinsinden soğutma yöntemine giderse kişi hayatının geri kalanını karşı cinsine dönük geçirebilir. Görünüşte kişinin yönelimi değiştirilmiş gibi algılanabilir fakat şunu unutmamak gerekir ki kişinin hayatı boyunca hiçbir zaman kendi cinsine dönük ilgisi yok olmaz, yani hisleri yok edilemez sadece baskılanır dolayısıyla da bu kişi hiçbir zaman heteroseksüel olmaz. Varoluşunu yaşama yönünde kendi cinsine dönük kısmını bastırmış bir biseksüel olarak karşı cinsine yönelimi devam eder ve isterse evlenir, çocuk da yapar…

Her şeyin özünde çok temel bir mesele söz konusu aslında. Bu yazıyı okuyan kimileri ne güzel işte karşı cinsine yönelsin, madem mümkün diyor olabilir ancak bu tam da gayr-i ahlaki bir durum! Uzmanların, kişilerin varoluşlarını baskılamaya veya yok etmeye çalışmaya hiçbir zaman hakları yoktur. Burada etik olan kişinin varoluşunun ayırtına varmasına ve bunu gerçekleştirmesine yardımcı olmaktır. Ancak ve ancak tarafsız olarak doğru bilgilerin sunulmasıyla kişi kendi yönelimini keşfedebilir ve yine baskıdan uzak bunu istediği şekilde gerçekleştirebilir…

Bir diğer tartışılan konu da sözde yaygınlaştırma iddiasıydı. Emine Şenlikoğlu’nun mistik ayinleriyle sonradan heteroseksüel olduğuna inanılan ve yüzü gösterilmeyen bir kişiyle Kadir Çelik röportaj gerçekleştirmiş. “Eşcinselliği sana ilk bulaştıran kişiden intikam mı almak istedin?” gibi sorular eşliğinde, Hollywood filmlerini aratmayacak cinsten kurgusu yüksek, kötü bir dedektif filmi tadında bu röportajla da etrafa saçıyorlar bu illeti gibi akıldışı, bilimdışı, insanlık dışı bir yere varılmaya çalışıldı. Durdurun bu tragedyayı, yeter artık bu kadarı da olmaz diye eminim birçok izleyici izlerken çıldırmıştır…

Bir erkeğin bir erkeği, bir kadının bir kadını sevmesiyle veya kişinin kendisini hissettiği cinsiyet de yaşamasıyla nasıl bir şey, ne bulaşıyor? Aşk mı, sevgi mi bulaşan şey? İnsanca yaşamak, varoluşunu gerçekleştirmek mi bulaşan şey? Temelde kişinin istediği kişiyi sevmesi ve ona yönelik ilgi göstermesi olarak mevzuyu anlayabilsek ve kimi sevdiğimin cinsiyeti neden bu kadar önemli? Ya da hangi cinsiyetde olduğumuz ne fark eder diyebilsek…

Azıcık size de “insanlık sevgisi” bulaştırsak ne dersiniz?

Ben özgürlüğü, insan haklarını, sevmeyi, sevgiyi yaygınlaştırıyorum, şimdi söyleyin var mı diyeceğiniz?

18 Aralık 2008 Perşembe

LGBT Hakları Platformu Basın Açıklaması, 18 Aralık 2008

Eğer kabul edilirse, LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transeksüel) sorunları üzerine en önemli duyurulardan birisi BM Genel Kurulu’nda bugün ile 20 Aralık arası bir tarihte yayınlanacak.

Eğer açıklamanın yayınlanmasına izin verilirse, eşcinsel eylemlerin suç olmaktan çıkarılması çağrısı yapılacak. Açıklamada aynı zamanda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği bazlı ayrımcılık da kınanacak.

Her ne kadar bu açıklamanın bağlayıcılığı olmasa da homofobiye ve de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine karşı ayrımcılığa karşı mücadelede önemli bir adım olacağını düşünüyoruz.

Bizler Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni Birleşmiş Milletler LGBT İnsan Hakları Duyurusu’na destek olması ve de aşağıda belirtilen hususları dikkate almasını talep ediyoruz:

1- Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusu yapmış ülkeler arasında bu duyuruya imza atmayı reddetmiş tek ülke Türkiye’dir. Duyuru taslağını imzalayan AB adayı veya adaylık yapmış ülkeler şunlardır: Bosna Hersek, Hırvatistan, Karabağ, Sırbistan ve Makedonya. Avrupa Birliği kuruluş felsefesi insanların varoluş hakkına, özgürlüğe, demokrasiye, eşitliğe, kanunların hükmüne ve de insan haklarına saygıya dayanmaktadır. Bizler Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nden, AB’nin temel kuruluş prensiplerinden birisi olan herkesin insan haklarını korumasını ve de bunu teşvik etmesini cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği ayrımı yapmadan sağlamasını talep ediyoruz.

2- IGLHRC’nin (Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu) yayınladığı bir açıklamaya göre İslam Konferansı Örgütü bu insan hakları duyurusu protesto eden Vatikan’a destek verecek. İslam Konferansı Örgütü genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Türkiye’den olduğu göz önünde tutulacak olursa bizler de Genel Sekreter’in LGBT konusunda bu organizasyonun pozisyonunu gözden geçirmesi çağrısı yapıyoruz.

3- Bizler Türkiyeli LGBT topluluğu ve örgütleri olarak, herkesin eşit haklara sahip olacağı daha iyi bir dünya için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin homofobiyi reddetmesini talep ediyoruz.

LGBT Hakları Platformu

İzmir Travesti ve Transeksüel İnisiyatifi

Kaos GL Derneği

Kaos GL İzmir

Lambda İstanbul LGBT Dayanışma Derneği

Mor EL Eskişehir LGBT Oluşumu

Pembe Hayat LGBT Dayanışma Derneği

Piramid LGBT Diyarbakır Oluşumu

10 Aralık 2008 Çarşamba

Gerçek eşitlik, anayasal güvence istiyoruz!


Gerçek eşitlik, anayasal güvence istiyoruz!

Basına ve Kamuoyuna;

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabulünün 60. yıldönümü olan bu gün, yüzyıllar boyunca süren bir mücadelenin sonucunda, insanların doğuştan ve eşit bir biçimde sahip oldukları hakları ifade eden uluslararası bir belgenin kabul edilişinin kutlandığı, insanlık tarihinin önemli bir kilometre taşıdır.


İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, tüm dünya devletleri tarafından ortak değerler olarak kabul edilen insan hakları ilkelerini yansıtmaktadır. Beyanname, tüm insanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğunu ilan etmektedir. Buna göre herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, doğuş, tabiiyet, servet ya da benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu beyannamede ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde istifade eder.

Peki Dünya İnsan Hakları Günü’nün 60.yılında, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı?

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayırımcılığı yasağı, Türkiye hukukunda yer almamaktadır. Türkiyedeki tüm lgbtt* bireyler maruz kaldıkları ayrımcılık karşısında yasal bir mücadele zemini bulamamaktadır.

1982 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, eşcinsellik veya cinsel yönelim konusunda olumlu ya da olumsuz bir düzenleme bulunmamaktadır. Eşitliğe ilişkin genel düzenleyici hüküm 10. Madde’de düzenlenmiştir. Buna göre; “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep” gibi ayırımcılık sebeplerine açıkça yer verildiği halde “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” olgusuna yer verilmemektedir! Ancak madde metninde belirtilen “…ve benzeri sebeplerle” ibaresi geniş yorumlanarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayırımcılığı da bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi gerekirken bugüne kadar bu madde lgbtt bireylerin maruz kaldıkları ayrımcılıklar için hiçbir zaman uygulanmamıştır.

Bugün Dünya İnsan Hakları Günü’nde de LGBTT bireylerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı nedeniyle işlerinden çıkartılmaları, özel ve kamusal alanda psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmaları, sosyal alandan tamamen dışlanmaları ve en temel hak olan yaşama hakkına yönelik saldırılara maruz kalmaları devam etmektedir.

Bu nedenlerle, LGBTT bireylerin daha fazla insan hakları ihlallerine maruz kalmamaları için hükümet tarafından gerekli her türlü adım atılmalıdır!

Bir kez daha talebimizi yineliyoruz;

Bir an önce anayasanın eşitlik maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibareleri eklenmelidir!


LGBTT Hakları Platformu:


İzmir Travesti ve Transseksüel İnsiyatifi
Kaos GL Derneği
Kaos GL İzmir Oluşumu
Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği
MorEL Eskişehir LGBTT Oluşumu
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Piramid LGBTT Diyarbakır Oluşumu

*lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transeksüel