Translate

22 Eylül 2007 Cumartesi

Erkek Vuruyor, Devlet Koruyor!


13 Eylül günü Eskişehir’de yaşanan şiddet olayını protesto etmek amacıyla Eskişehir Demokratik Kadın Platformu(DKP) dün Adalar’da bir basın açıklaması gerçekleştirdi. ‘’Evde, işte, sokakta, karakolda erkek şiddettine son!’’ yazılı pankart açıldığı eylemde, ‘’Yaşasın Kadın Dayanışması’’, ‘’Polis tacizciyi koruma!’’, ‘’Geceleri de sokakları da istiyoruz.’’, ‘’Erkek vuruyor, devlet koruyor!’’ dövizleri ve sloganlarıyla olay protesto eden kadınlar şiddete karşı seslerini yükselttiler.

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu’nun da içinde bulunduğu DKP’nin basın açıklamasına KADER ve EMEP’de destekçi olarak katıldılar. Açıklamada ‘’Arkadaşlarımızın başına gelen bu olayın demokrasi adına bir ayıp olduğunu düşünüyor ve bu olayda ismi geçen şahsı ve kurumları kınıyoruz. Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağımızı, bu ve buna benzer olayların takipçisi olacağımızı buradan bildiriyoruz.’’ diyerek ‘’Kadına yönelik şiddete son!’’ çağrısı yapıldı. Yaklaşık 100 kadının katıldığı açıklamaya Eskişehir halkı yoğun ilgi gösterdi.

Basının açıklamasının videosunu aşağıda izleyebilirsiniz;

video

18 Eylül 2007 Salı

“Kimi kime şikayet ediyoruz?”

13 Eylül Perşembe günü Eskişehir’de "iftar öncesi" şiddete maruz kalan Pelin ve Devrim yaşadıkları şiddeti ve cinsiyetçiliği anlattılar.
  • Bize olayı anlatır mısınız?
    Devrim: 5–6 arkadaş kaldırımda durduğumuz sırada yanında bir kadınla yürüyen bir adam bizi ittirerek “or.. çocukları yol verin” dedi. O sırada "n’oluyor beyefendi" dememle adamın üzerime yürümesi bir oldu. Olaya müdahale etmeye çalışan arkadaşıma ise tekme tokat vurmaya başladı.
    Pelin: Olayı anlamaya çalışırken “polis” diye bağırmaya başladım. Polis bir süre izledikten sonra geldi ve karakola götürüldük.


  • Polisin karakolda size karşı tutumu nasıldı?
    Devrim: Hiç beklemediğimiz, filmlerde gördüğümüzden farklı bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Mağdur olan biz olmamıza rağmen polis bizi azarlıyor, adam ise tehditkar tavırlarını ve küfürlerini devam ettiriyordu. Polis bize "polis" sıfatıyla değil yıllardır içinde yaşattığı feodal ahlak yargılarıyla yaklaşıyor, sesini yükseltiyor ve elindeki kocaman tüfeği göstererek psikolojik şiddette bulunuyordu. Üzerimize yürüyen saldırgana o haklıymış gibi davranıyor, yanında bulunan saldırganın eşine “Dayak istiyorlar, zaten tiplerinden de belli, şimdi bırakırız merak etmeyin” şeklinde cümleler kurup göz kırpıyordu. Karakolun dışında bekleyen iki arkadaşımıza da "tiplerinden" dolayı bağırdı polis.
    Pelin: İşin diğer bir trajik tarafı saldırganın eşinin “Üzerine yürüyüp or.. dediyse sen or.. mu oldun, ne var bunda, niye bu kadar abartıyorsunuz” şeklinde cümleler kurmasıydı. Saldırgan, karakolun içinde eşine küfür edip tokat attı. Şiddetin meşrulaştırıldığı apaçık ortadaydı. Polis de buna seyirci kaldı.


  • Cinsiyetçiliğin karakolda da devam etmesi karşısında tepkiniz ne oldu?
    Pelin: Karakoldaki cinsiyetçi tutum bir kaç şekilde anlatılabilir. En başta kadın olduğumuz için ciddiye alınmama durumumuz vardı. Polis de aciz olduğumuzu düşünerek üzerimize yürüyordu. Kadına şiddet karakolda da gayet doğal karşılanıyordu.
    Devrim: Onlara içinde bulunduğumuz durumu anlatmaya çalıştığım her an seslerini daha fazla yükselterek bizi sindirmeye çalışmalarına karşın polise “Dayak yedik ve hakarete uğradık ama suçlu bizmişiz gibi davranıyorsunuz. Bizi siz korumayacaksanız kim koruyacak” diye sorduğumda aldığım cevap da içler acısıydı: “Duygu sömürüsü yapmayın, burada sizin kaprislerinizi çekmek sorunda değiliz.” Bir an düşündüm ve kendime sordum: Kimi kime şikayet ediyoruz?

  • Bu olayın ardından neler yaptınız?
    Pelin: Olayın ertesi günü Eskişehir Kadın Platformu’ndan bir avukat arkadaşımızla adliyeye gidip savcıyla görüştük ve hukuki süreci başlattık. Pazartesi günü hem saldırgan hem de polis hakkında suç duyurusu yapacağız. Ardından da basın açıklaması yaparak olayı basına duyuracağız.


  • Son olarak, tüm bu yaşananlarla ilgili eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
    Pelin: Ataerkil sistemin kadını ikincileştirdiği bu ülkede biz kadınlar her gün bu ve buna benzer, hatta bundan çok daha büyük derecede şiddete maruz kalıyoruz. İşte tam da bu yüzden her kadın yaşadığı haksızlıkları dile getirmeli ve sistemle mücadele etmeli. Bir de içinde bulunduğum Eskişehir Demokrat Kadın Platformu’na desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum.

15 Eylül 2007 Cumartesi

12 Eylül’ler Olmasın!

12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünde Eskişehir’de protestolar geçtiğimiz çarşamba günü 100’ü aşkın katılımcıyla gerçekleştirilen eylem yürüyüşüyle başladı. Protesto etkinliklerinin devamı olarak stant açılarak ‘‘15. madde kaldırılsın, darbeciler yargılansın!’’ imza kampanyası düzenlendi. 3 gün boyunca toplanan imzalar meclise gönderilmek üzere bugün postaya verildi ve standının önünde Eskişehir Demokratik Kadın Platformu(DKP) bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DKP adına konuşan Pelin Kalkan darbenin sonucunda çok sayıda kadının işkenceye maruz kaldığını, tecavüze uğradığını ve öldürüldüğünü belirtti. Açıklamada o dönemde ‘‘Kürt, Ermeni, Sosyalist, Komünist,
Devrim, Eşcinsel, Transeksüel’’ gibi kelimelerin yasaklandığına ve darbeden sonra toplumun apolitikleştirilmeye çalışıldığına fakat baskıya karşı duruş olarak kadın hareketinin ortaya çıktığına dikkat çekildi.

Açıklamanın tam metni şöyle;

Darbe, bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işidir.
Darbe;
—Bir sabah sokağa çıkamamaktır.
—Kitaplarımızın yakılması, filmlerimizin toplatılmasıdır.
—Üzerimize doğrultulan silah, bedenimizdeki yaralardır.
—Fişlenmek, gözaltına alınmak, tecavüze uğramaktır.
ÖLÜMDÜR!

12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye toplumunu amerikan modeline uygun olarak yeniden kurmaya yönelik bir girişimdir. Özgürlüksüz, muhalefetsiz, bireyci, rıza gösteren bir toplum yaratmaya çalışmıştır.

80 darbesi öncesinde asker haklarını arayarak güçlenen muhalif sesi bastırarak yok etmeyi düşünüyordu. Bir gün Kenan evren ve işbirlikçileri kuşluk vakti çıkageldi… Tehlikeli gördüğü düşüncelerin ellerini bağladı, ağzını kapattı, ayaklarını prangaladı.

12 Eylül, çok renkliliğe ve çoksesliliğe karşı, ‘tek düşünce’nin zafer kazandığı bir dönemdir.

Bu dönemde, yasaklı kelimeler vardı, tehditti; yazılamaz, konuşulamaz, var olamazdı… İşte bu yüzden darbe döneminde 137 kadın yönetmenin filmi yasaklanmış, sayısız kitap toplatılıp yakılmıştır.
Peki, sizce neydi bu yasaklı kelimeler?
Kürt… Ermeni... Sosyalist… Komünist… Devrim… Eşcinsel… Transeksüel…

İşte tam da bu süreçte, duvarlarla kuşatılmaya çalışılan demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, öğrenci grupları kadar kadınlar da bu kuşatmadan etkilenmiştir.

Toplumun apolitikleştirilmeye çalışıldığı, insan haklarının yok sayıldığı darbe sonrası dönemde kadın hareketi her ne kadar postalların baskısını hissetse de bir karşı duruş olarak ortaya çıkmıştır.

Ekonomik, askeri ve kamusal alanda uygulanan yöntemlerden, psikolojisi bozulan kadınlarda intihar vakaları gözlemlenmiştir.
Darbe döneminde kadınlar;
—Kasten yaralama ve öldürme,
—İşkence ve eziyet,
—Cinsel saldırıda bulunma,
—Tecavüze uğrama,
—Zorla hamile bırakılma,
—Zorla fuhuşa sevk etme gibi zaman aşımına uğramayan insanlığa karşı işlenmiş suçlara maruz kalmıştır.

Kadının gözlerinden, düşüncelerinden korkan, ataerkilliğin içine gizlenmiş eli silahlı darbeciler, işledikleri insanlığa karşı suçlarından ötürü, aradan 27 yıl geçmiş olsa da yargılanmalı, bu yargılanmanın önünde engel teşkil eden 15.madde kaldırılmalıdır.

Biz Eskişehir demokratik kadın platformu olarak diyoruz ki;
Toplum, 12 Eylül’ün giydirdiği deli gömleğini artık üzerinden çıkarıp atmalıdır!

11 Eylül 2007 Salı

En iyi çift Kim?

Pelin Dutlu/İki Eylül Gazetesi

Geçtiğimiz hafta sonu bu yıl beşincisi düzenlenen Barışarock’taydık. Savaş, homofobi, küresel ısınma karşıtı müzik festivaline Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen dinleyiciler –organizasyondaki eksikleri saymazsak- memnun ayrıldılar. Birçok müzik grubunun katıldığı, stantların ve atölye çalışmaların olduğu festivalde tiyatro ekiplerinin hazırladıkları doğaçlamalar arasında bir tanesi vardı ki bence yazılmaya değer.

“En İyi Çift Kim?” konulu doğaçlama da sunucu, jüri ve yarışmacılar izlediğimiz yarışmalardan iyi gözlemlenmiş, olabildiğince karikatürize edilmişti. Olabildiğince büyük oynayan oyuncular oldukça başarılıydı. Doğaçlama önce yarışmalarda gördüğümüz bilindik haliyle başladı. Sunucu sırayla yarışmacıları çağırdı. Cengiz’le Ayşe geldi mesela adlarını söylediler, izleyicilerin oy verecekleri sms adresini verdiler, ardından da poz verip yerlerine geçtiler. Jüri beğenmedi haliyle. Daha samimi poz verdirmek üzere onları yönlendirdi. Ortaya garip bir şekil çıktı. Daha sonraki çift de aynı şekilde “biz daha iyi bir çiftiz ey seyirci!” edasıyla birbirlerinin ellerini hiç bırakmadan sahneye geldiler. Jüri bu sefer de beğenmiyor, araya girip “eğil kızım, sevgini göster” diyerek kadını Osman’ın dizinin dibine çöktürüp Osman’dan da kaslarını göstermesini istiyor. Yarışma gırgır şamata ilerlerken ondan sonra el ele gelen Ayşe Fatma çifti bir an sessizlik olmasına sebep oldu. Ayşe’yle Fatma’yı el ele gören jüri aklını yitirdi önce. Öbür yanda sunucu afalladı. Bir yandan seyircilerden özür dilemeye çalışırken bir yandan da jüriye bir yanlışlık olduğunu anlatmaya çalışan sunucu jürinin “olmaz böyle şey efendim, Siz hemen ayrılıyorsunuz” diyerek zorla ellerini ayırmasına yardım etti. Ve içeriden hemen bir erkek getirilip Ayşe’ye eş yapıldı. Olayı toparlamak için onlar hemen yerlerine alınırken sıradaki çiftten hazır olması istendi ve sahneye çağırıldı. “Evet sayın seyirciler her şey yolunda. Yarışmamız kaldığı yerden devam ediyor. Hemen sıradaki çiftimizi alalım. Evet kapı açılsın… Karşınızda Ali ve Ah… ne…” adlarını bile söyleyemedi. Jüri “çabuk bir kadın getirin, bir kadın bulun” derken kadın yarışmacı bulamadılar. Artık nasıl paniklediyse “tamam ben olurum” diyerek koşarak Ali’nin elini tuttu erkek jüride böylece yanda rahat bir nefes aldı.

İşte oyunun bundan sonraki kısmı çok güzel ve çok anlamlıydı. Ayşe de Ali de yeni eşlerinden kurtulup kendi eşlerinin ellerini sımsıkı tutarken “bizi yok sayamazsınız, biz de varız!” diyordu. Sadece dertlerinin yarışmalara katılmak olmadığını, katılıp katılmama kararının onlara bırakılması gerektiğini vurguladıktan sonra hiçbir kamusal alanda cinsel yönelimlerinin yadırganmaması gerektiğini anlatan çok güzel bir final konuşması yapıldı ve bütün ekip el ele selam vererek alkışlar içinde sahneden indiler.

Yok saydığımız ya da “toplumun genel ahlak ve düzeni”ne zarar verdiğini düşündüğümüz ne varsa yeniden bakmak gerek diye düşünüyorum. Ucu açık bir “genel ahlak kuralları” tarif edilirken kendi cinsel yönelimimizde olmayan kişilerin cinsel özgürlüklerini yadırgayabiliyormuşuz gibime geliyor.

7 Eylül 2007 Cuma

Eşcinsel Örgütlerinden Basına ve Kamuoyuna Açıklama

Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT Derneği Bursa'da yaşanan olaylarla ilgili bugün bir basın açıklaması yaptı. MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu olarak bu basın açıklamasını destekliyor ve aynı düşüncelerde olduğumuzu dile getiriyoruz.


Eşcinsel Örgütlerinden Basına ve Kamuoyuna Açıklama

Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT Derneği olarak, medyaya “travesti çetesi” şeklinde yansıyan olaylara ilişkin aşağıdaki açıklamayı yapıyoruz.

Bursa’da 2 Eylül’de yapılan polis baskınlarıyla, 13’ü travesti ve transeksüel olmak üzere 16 kişi gözaltına alındı ve ardından 12’si tutuklandı. Medyaya “Travesti çetesi” olarak yansıyan olaylar sürecinde, gözaltından olayların medyaya yansımasına kadar bir dizi insan hakları ihlali gerçekleşti.

Örgütlenmek eşcinsellerin yasal hakkıdır!
Örgüt kurmak, örgütlenmek, dernekleşmek eşcinsel ve transeksüellerin de yasal haklarıdır. Durum böyle olduğu halde, Bursa’daki “operasyon”da iddia edilen “çeteleşme”nin, emniyet güçleri ile medya tarafından “eşcinsel örgütü” şeklinde tanımlanması ve sunulması kabul edilemez.

Türkiyeli eşcinseller, varoluş ve özgürlük mücadelesi verdikleri on yılı aşkın sürecin sonunda, örgütlenme haklarını kullanarak yasal derneklerini kurdular. Bununla birlikte, Kaos GL ve Pembe Hayat Dernekleri olarak, “Bursa Gökkuşağı Derneği” ile organik bir bağımız bulunmamaktadır. Gökkuşağı Derneği’ni eşcinsellerin ve transeksüellerin öz örgütlenmesi olarak tanımıyoruz.

Kaos GL, Türkiye’nin ilk dernekleşen eşcinsel örgütlenmesidir. Kaos GL’nin yasal süreci tamamlamasının ardından dernekleşen diğer yapılar Kaos GL’nin tüzüğü ile dernekleşme süreçlerine başlamışlardır.

Kaos GL Derneği ve Pembe Hayat LGBTT Derneği olarak, son bir yıldır, “Gökkuşağı Derneğinin” tüzüğüne aykırı hareket ettiği, demokratik ve insan haklarına yaraşır bir yapısı olmadığı için kurumsal ve bireysel tüm ilişkilerimizi kesmiş bulunmaktayız.

Bursalı eşcinsellerin kaderi bu olamaz!
Eşcinsel yönelimli insanlar en az heteroseksüel insanlar kadar çeşitlilik gösterirler. Eşcinsel yönelim her tür dinsel, etnik, sosyokültürel, mesleksel ve politik grupta birbirine yakın oranda görülür. Bursa şehrindeki eşcinsel kadın ve erkeklerin oranı diğer bölge ve şehirlerdeki eşcinsel insanların oranından daha fazla değildir.

Bursalı eşcinsel ve transeksüeller de demokratik haklarını kullanarak örgütlenebilmeliler. İddia edildiği gibi ortada bir “suç örgütü” mevcutsa, yapılması gereken tam da, iddia edilen “suç örgütünü” yaratan çeteleşmenin kıskacındaki eşcinsel ve transeksüellerin tekrar tekrar mağdur edilmelerinin önüne geçmektir. Bundan sonra Bursalı eşcinsel ve transeksüel bireylerin kendi öz örgütlerini yaratabilmelerinin önüne her türlü maddi, manevi, yasal engel çıkarıldığında “çete”nin birinin gidip diğerinin geleceğini en iyi emniyet güçleri bilecektir.

Bu soruşturmanın, Bursa’daki lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transeksüel (LGBTT) bireylerin meşru ve yasal hak olan örgütlenme özgürlüğünün önünde bir engel oluşturmamasını bekliyoruz. Başta emniyet güçleri ve medya olmak üzere ilgili tüm kurumların “nasıl olsa hepsi eşcinsel/travesti değil mi” yaklaşımıyla sorumsuzca davranmamalarını ve başka hak ihlallerine zemin hazırlamamalarını istiyoruz.

Transeksüellere saldıranlar “çete” değil mi?
6 Ağustos 2006’da Türkiye’nin her yerinden gelen eşcinsel aktivistlerin yapmak istedikleri yürüyüşün homofobik saldırganlar tarafından engellenmesine göz yuman Bursa Emniyeti, dernek binasına saldırarak lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel aktivistlerin yaşam haklarına bütün medyanın gözü önünde saldıran kişileri neden yakalamıyor? Bu insanlar ellerini kollarını sallayarak sokaklarda homofobilerini kusmaya devam ediyorlar.

Ankara Eryaman olaylarında travesti ve transeksüellere yönelik saldırıların sistematik ve organize olduğunun altını çizdiğimiz halde, transeksüel mağdurların şikâyetlerine rağmen suçlular yargılanmadı. Esat’taki olaylar sonrasında zanlıların aynı zamanda Eryaman’daki saldırganlar olması bile suçluların “çete” suçuyla yargılanmalarını sağlamadı ve transeksüeller yine mağdur edildi.

Transeksüellere saldıran çeteler neden yargılanmıyor?

Medya haberi nasıl verdi?
Bursa’daki soruşturmanın sürekli olarak medyada “eşcinsel örgütü” olarak sunulması, eşcinsel örgütlere yönelik homofobi ve önyargıları beslemektedir.

Gökkuşağı Derneği’nin bilgisayarlarından alınan kişilere ait özel fotoğrafların medya aracılığıyla kamuoyuna sunulmasıyla fotoğraflardaki kişiler “suçlu” olarak gösterilmiştir.

Piknik fotoğrafı ile fotoğraflardaki insanlar topluma ifşa edildi. Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel bireyler kendi istedikleri şekilde açılırlar.
Eşcinsel bireylerin açılmaları hak, ifşa suçtur.

Bursa Gökkuşağı olayının medyaya yansımasıyla birlikte birçok medya kuruluşu Pembe Hayat Derneği’nin fotoğraflarını kullanarak Pembe Hayat Derneği’ni olayla ilişkilendirdi.

“Nasıl olsa hepsi travesti değil mi?” zihniyetiyle bu haberlerin yapıldığını düşünüyoruz. Pembe Hayat Derneği’nin Ankara’daki yasal eylemlerinden fotoğraflarının “travesti çetesi” haberinde kullanılması travesti ve transeksüel örgütlenmesine yönelik bir saldırıdır.

Medyanın özensizliğinin LGBTT bireylere ve örgütlere yönelik homofobi ve transfobiyi beslediğini düşünüyoruz.

Gökkuşağı Derneğinin bilgisayarlarında bulunan piknik fotoğraflarının medyaya verilerek fotoğraflardaki kişilerin “suçlu” olarak sunulması ve kişilerin özel hayatlarının ihlal edilmesiyle oluşan emniyet güçlerinin görevi kötüye kullanma suçunun takibini kim yapacak? Bunu hangi medya haberleştirecek?

Toplum sağlığını korumanın yolu 80’lerden kalma yöntemlerle homofobiyi beslemekle mi sağlanacak?
Polisin basına yaptığı , “Bursa Halk Sağlığı Laboratuarı Zührevi Hastalık Biriminde muayene edileceği, herhangi bir hastalık bulunması halinde eşcinseller hakkında "hastalık bulaştırdıkları" iddiasıyla da yasal işlem uygulanacağı" açıklamasıyla, eşcinsellere ve transeksüellere yönelik homofobi ve ayrımcılık besleniyor. İnsanlara yargısız infaz yapılıyor. Hiçbir soruşturma sırasında “olası ihtimaller” üzerinden “olası suçlar” tanımlanamaz.

Bu açıklamasıyla polis, kendi görev yetkilerinin dışına çıkarak Bursa’daki transeksüelleri “suçlu” bulup, “cezasını kesiyor”.

Aynı polis, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından Ankara, İstanbul ve İzmir’de dağıtılan kondomları “suça delil” olarak sayıp toplum sağlığını ve kendini korumak için kondom kullanan onlarca transeksüelin İstanbul’da evlerini mühürlemedi mi? Ankara’da onlarca transeksüele kabahatler kanunu bahane edilerek para cezaları kesilmedi mi?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, her hangi bir cinsel ilişki ile geçebilirken, müşterilerden her hangi birinin enfekte çıkması, bunun kaynağının Bursa’daki transeksüeller olduğunu göstermeyecektir.

Cinsel sağlık, insanları damgalayıp, halka korku salarak değil, güvenli seks bilgisini yayarak sağlanabilir.

Soruşturmanın bundan sonra hiç kimseyi mağdur etmeyecek şekilde devam etmesini istiyoruz.
Resmi kurumlardan yasaları, medyadan ise kendi etik kuralları ile mesleki ilkelerini ihlal etmemelerini bekliyoruz.

Eşitlik ve adalet herkes için olmalı.

Türkiyeli eşcinsellerin yeniden “suçu olmayan suçlu” kategorisine sokulmasına müsaade etmeyeceğimizi basına ve kamuoyuna ilan ediyoruz…

Kaos GL
(Kaos Gey-Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği)

Pembe Hayat
(Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel Dayanışma Derneği)